
- » Konya’da şehitlere vefa! 1 Şehit 1 Öykü 1 Şiir kitabı tanıtıldı
- » SALİH SEDAT ERSÖZ'E ŞÜKRAN GECESİ
- » ON BEŞ TEMMUZ'DA ŞİİRİ
- » Salih Sedat Ersöz'den Çocuk Kitapları
- » TYB' DE CENGİZ AYTMATOV KONUŞULDU
- » KADİR GECESİ ŞİİRİ
- » GÜNÜN ŞİİRİ: HOŞ GELDİN
- » ERBAKAN HOCAM şiiri
- » Aydınlar Ocağı’ndan Parlaktürk’e vefa
- » GÜÇLÜ: “ÜSTÂD, BİZİM MUSA’MIZDIR!”
- » AK Parti Konya ilçe adayları belli oldu
- » Başkan Altay: Bizim Vizyonumuz Gönüllere Girmektir
- » AK Parti’nin Konya Büyükşehir Adayı Başkan Uğur İbrahim Altay Oldu
- » AK Parti Meram İlçe Yönetimi belli oldu
- » Konyaspor kupaya galibiyetle başladı
- » Konyalı milletvekillerine yeni görev
- » Konya evladına sahip çıktı
- » KAZANAN MİLLET, KAYBEDEN YOK
- » TEK BAŞINA, İŞ BAŞINA
- » Haydi sandığa...
- » Kombassan Anadolu'da ağırlığını hissettiriyor
- » Müsiad'dan Kombassan'a 4 ödül
- » Kombassan 5 şirketi ile listede
- » ASKON heyeti, Urfa’dan verimli görüşmelerle döndü
- » Komyapı yeni projelere start verdi
- » ASKON İnşaat Sektörünü değerlendirdi
- » ÜNSA1’da mülakatlar yapıldı
- » Kombassan Rulman başarılı şirketler arasında
- » Kombassan'da eğitimler sürüyor
- » Golda'ya tüketicilerden ödül
- » Gazze'de kalıcı ateşkes sağlandı
- » Belediye Meclisleri İsrail'i kınadı
- » İsrail zulmü devam ediyor
- » Zulüm sürüyor, 683 idam kararı daha
- » "Mevlana anlayışına ters düşen yapılaşmaya izin vermeyin"
- » Konya'dan, Mısır'daki idam kararına protesto
- » “Kırım’ın Rusya’ya bağlanması kabul edilemez”
- » Konya’da, Abdülkadir Molla’nın idamı protesto edildi
- » KATLİAMA DÜNYA SESSİZ
- » Mursi, konuşmasını yarıda kesip ezan okudu
- » Salih Sedat Ersöz'ün İmza Günü
- » ERSÖZ'den, ERSÖZ'e DESTEK
- » ŞANLIURFA’NIN KALBİ ŞİİRLE ATTI
- » KONYA ŞAİRLERİ ANADOLU ŞİİR AKŞAMLARINDA
- » Salih Sedat Ersöz'den Filistin Kitabı
- » Cemil Paslı'dan Yeni Kitap
- » SALİH SEDAT ERSÖZ SELÇUKYALI ŞAİRLERLE BULUŞTU
- » YAZAR- ŞAİR AHMET EFE İLE ŞİİR ÜZERİNE SOHBET
- » “Dünya o irfana geri dönecek”
- » Aydınlar Ocağı'nda Aşıklık Geleneği
- » “En Yüce Dosta”
- » Azmin Zaferi
- » Osmanlı'da Ağaç Sevgisi
- » Yağış geliyor
- » Çevre dostu davranışları göstermeyen kişi
- » Müslüman Temizdir
- » İslam ve Çevre Ahlakı
- » Meram’da 2 bin fidan toprakla buluşturuldu
- » Müslümanın yaşam alanı Camiler olmalı
- » "2014’te 703 Bin Fidanı Toprakla Buluşturduk"
- » Selçuklu'da Otizm duyarlılığı
- » Karatay'dan Örnek Proje
- » Ramazan sigarayı bırakmak için fırsat olabilir!
- » Göz kuruluğuna dikkat!
- » Sigarayı bıraktıktan sonra kilo almayı önleyecek öneriler
- » Uyku sağlığı hakkında ‘doğru’ sanılan 7 ‘yanlış’
- » "GDO'lu ürüne toleransımız yok"
- » Taklit ve Tağşiş Yaptığı Kesinleşen Firmalar
- » Medical 2000 sağlık sektörünün geleceğinden umutlu
- » Hayvandan İnsana Geçen Hastalıklar Konusunda Bilinçlendirme Çalışması
- » Yeni eğitim-öğretim yılı başladı
- » Karatay Üniversitesi’nde “Meslek Ahlakı ve Ahilik Çalıştayı” Başladı
- » “Uzaktan Eğitim Gün Geçtikçe Önem Kazanıyor”
- » Ders zili çaldı
- » İmam Hatip Ortaokuluna sınavla öğrenci alınacak
- » Mümtaz Koru İmam Hatip’te Arapça Heyecanı
- » KOMEK Yaz Okulu protokolü imzalandı
- » Anadolu İmam Hatip Liseleri açıldı
- » Konya'da okullar tatil, TEOG sınavı devam...
- » 31 İlçede Büyükşehir’den Eğitim Desteği
- » Süper Lig'de görünüm
- » Süper Lig'de görünüm
- » Kocaman'dan Büyük Başarı
- » KONYASPOR TARİH YAZDI
- » Konyaspor'dan tek gol 3 puan
- » Konya'da kazanan çıkmadı 1-1
- » Konyaspor'a nefes aldıran 3 puan...
- » Beraberliğe razı olduk
- » Konyaspor'dan bayram hediyesi
- » Şampiyonu yenerek sezonu tamamlamak ne güzel
“21. Yüzyılda Dünya ve Türkiye” konulu oturumun Başkanlığını YÖK Başkan vekili Prof. Dr. Şaban Çalış yaptı. Şaban Çalış, oturumun açılışında yaptığı konuşmada, Ufuk Turu Toplantılarını düzenleyen Konya Sivil Toplum Kuruluşları İcra Heyetine, Sivil Toplum Kuruluşları temsilcilerine, toplantılara destek veren kurumlara ve katılımcılara teşekkür etti.
Prof. Dr. Şaban Çalış konuşmasında daha sonra şunları söyledi:
“Söze, “Asra yemin olsun ki” diye başlayan bir dinin mensuplarıyız. Bu her zaman üzerinde durmamız gereken bir husus. Demek ki asra, yüzyıla önem vermek gerekiyor. 20. yüzyıl 1900’lü yıllarda başlamış bir süreç değil. 20. Yüzyıl 1878’de Belin anlaşmasıyla başladı. Bu, Osmanlının alacağı şeklide belirleyen önemli tarihlerden bir tanesi. 1878’de dönemin süper güçleri özellikle İngiltere Osmanlının tarihten silinmesine karar vermiştir. Ama buna Osmanlı olabildiğince direnmiştir. Bu süreci kısmen etkileyen Rusya, Avusturya, Macaristan ve Fransa’yı hesaba katmamız gerekiyor. Almanya ve Fransa 20. Yüzyıl güçleri olarak ortaya çıkıyor. Abdülhamit’in devletin ömrünü uzattığını konuşabiliriz. Hatta Türkiye Cumhuriyetini kuran paşaları Abdülhamit’in yetiştirdiğini konuşabiliriz. T.C. nin kuruluşunun alt yapısını hazırlayan kişinin Abdülhamit olduğunu konuşabiliriz. Eğitim kurumları başta olmak üzere yolların, demiryollarının Abdülhamit döneminde yapıldığını söyleyebiliriz. O şartlarda hangi siyaset takip edilmesi gerekiyorsa onu eksiksiz uygulayanın Abdülhamit olduğunu söyleyebiliriz. Ama bütün bunlar Abdülhamit’in müstebit bir devlet adamı olduğu gerçeğini değiştirmez. Abdülhamit yönetimi demokrasiden uzaktı. O dönemdeki demokrasi anlayışı elbette farklı idi ama yine de Abdülhamit’in müstebit bir yönetimi vardı. O dönemdeki ayaklanmaların insan özgürlüğü konusunda olduğunu da belirtmek gerekiyor. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi sebebinin halkın özgürlük isteği olduğunu söylemeliyiz.
Bugünkü izmlerin çıktığı süreçte 20. Yüzyıl başlarıdır. Osmanlının çökmesiyle Balkanları kaybettik. Elimizin altındaki toprakları kaybettik. Neredeyse İstanbul’un içine kadar Osmanlıyı yıkılma noktasına getirdiler.”
Oturum Başkanı Şaban Çalış daha sonra konuşmacılara söz verdi.
İlk olarak Prof. Dr. Tayyar Arı; “Değişen Dünyada Türkiye’nin konumu” başlıklı sunumunu yaptı. Tayyar Arı konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Türkiye’de her 10 yılda büyük değişimler, büyük dönüşümler olmuştur. Dünya’da da büyük değişimler olmaktadır.
Yüzyılımızdaki büyük değişimler için Sovyetler birliğini başlangıç olarak kabul edebiliriz.
Soğuk savaşın bittiğini Türkiye algılamakta zorluk çekti. Bu hem iç hem de dış politikasına yansıdı. Ama eski politikalara algılamak istemedi ve algılamadı. Türkiye’de zihniyet değişmeliydi ama değişmedi.
Ülkemiz üzerindeki Sovyet tehdidi kalkmasına rağmen Türkiye yeni fırsatları değerlendirme noktasında çekingen bir tavır sergiledi. Bu Brüksel merkezli dünya algısından kurtulamamıştı. Bu Türkiye’nin sivilleşmesindeki en büyük engel oldu. Ülke için tehdit algısı batı endeksliydi. Soğuk savaştan sonra 90’lı yılların sonlarına kadar bu algı devam etti. İsrail ile ilgili ilişkilerde bu yıllara rastlar post modern darbelerde. Bu dünyanın gidişatına ters bir durumdu. 2000’li yılların başında Afganistan savaşında aceleci olmamızda bu algıdan kaynaklanıyordu. Ama 2003’te Irak savaşında sergilediği tavırla Türkiye bütün dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Bu süreç Türkiye’nin Ortadoğuyu keşfiydi.
Avrupa’nın parçası olama isteği Türkiye’nin çok zamanını aldı.
2002 yılı, Türkiye’nin kendi geleceğini kendisinin belirleyeceği kararının verildiği bir dönemin başlangıcıdır.
İçimizde, dünya değişse de sürekli batı eksenli bir sistem arzusu güdenler var. Bunlar Türkiye’nin gelişmesine, ilerlemesine mani olmuşlardır. Türkiye, batı ekseninde giderken birçok değerlerimizi paylaştığımız doğudan uzaklaştık, yabancılaştık. Batı politikaları sonucu Ortadoğu ülkeleri Türkiye’yi tanıyamaz oldular. Türkiye’de uygulanan çok katı laiklik ilkesi, Ortadoğu ülkelerinin Müslüman halkında, bizim Müslüman bir ülke olduğumuz hususunda kaygılar oluşturdu. Ortadoğu bizi üniversite önlerinde okullara alınmayan kızlarımızın fotoğraflarıyla tanıyordu. Bundan dolayı bizlerin Müslüman olduğuna da inanmıyorlardı.
2002 den itibaren katı laiklik uygulamalarının ve Türkiye’nin Ortadoğu politikalarının değişmeye başladığı bir dönem olmuştur. Bu dönem, Filistin konusuna büyük yaklaşım gösteren ve İsrail’e karşı bir tavır ortaya koyan dönemdir. Bu dönem artık Türkiye’nin Ortadoğu’da çok önemli ve olumlu bir şekilde algılandığı dönemdir. Ortadoğu halkları, bilhassa Filistin konusunda Türkiye’nin samimi ve sıcak yaklaşımını gördükçe kendi yöneticilerini sorgulamaya başladılar ve yöneticilerine bu konuda baskı yapmaya başladılar.
Bu baskının sonucu olarak Ortadoğu’ya 2011’ de Arap Baharı geldi. Ortadoğu’daki 2011 dönüşümünde Türkiye’nin çok büyük etkisi oldu. Çünkü Türkiye bölgede örnek ülke konumuna gelmişti.
Batı dünyası ciddi bir kriz yaşıyor ve bu kriz dalga dalga bütün Avrupa’yı sarıyor. İngiltere’nin milli gelirinin 4 katı kadar dış borcu var. Türkiye ise kalkınan, gelişen ve düzgün ekonomik yapısıyla önümüzdeki 10 yıl içinde İnşallah dünyanın sayılı ülkeleri arasına girecektir.
Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme ihtiyacı olmadığını düşünüyorum. Türkiye’nin AB’ ye girmesi BM ve NATO gibi kuruluşların güdümüne ve kontrolüne girmesi sonucunu getirir. Krize sürüklenen Avrupa, Türkiye’ye fayda getirmez.”
Oturumun ikinci konuşmacısı Prof. Dr. Nasuh Uslu idi. Uslu, Ortadoğu ülkelerinde Türkiye ile ilgili yapılan anket sonuçlarını açıkladı ve 2009 -2012 yılları arasında yapılan anket sonuçlarına göre Türkiye’ye olumlu bakışın arttığını söyledi.
Prof. Dr. Nasuh Uslu konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
“Türkiye’nin yükselişinin en önemli sebeplerinden bir tanesi Filistin konusundaki politikalarıdır. Türk dizilerinin izlenmesiyle birlikte Arap ülkelerinden gelen turistlerin sayısı artmaya başladı. Arapların tehdit olarak algıladığı ülkeler arasında Türkiye bulunmazken İsrail ve Amerika gibi ülkeler gündeme geliyor. Siyasi güç olarak Türkiye lider görülüyorken ekonomik olarak Sudi Arabistan’ın ardından ikinci güç olarak görülüyor. Askeri olarak da İran’dan sonra ikinci güç olarak görülüyor. Ortadoğu halkına göre Türkiye’nin Suriye olaylarına tepkisi büyük oranda (%52) destekleniyor.
Türkiye’ye Güveni Arttıran Etkenler:
Türkiye’de AK Partinin iktidara gelmesiyle Ortadoğu’ya güven verdi. 1 Mart tezkeresi ile Amerika’ya hayır demesi güven arttırdı. Van minüt olayı, Mavi Marmara gemisi, Suriye halkına sahip çıkması, Ortadoğu’daki olaylara duyarsız kalmaması ve bazı olaylara arabuluculuk yapması, Filistin konusuna sahip çıkması, Katı aikik uygulamalarının terkedilmesi, Arap liderlerin halkın isteklerini yerine getirmekte yetersiz kalmaları., yönetimlerinin meşru olmaması, Amerika’nın bölgedeki imajının ve gücünün giderek kaybolması ve Türiye’de İslam ile demokrasinin bir arada başarı ile yürütülebilmesi gibi etkenler Türkiye’yi ön plana çıkarıyor.
Kanaat Önderlerinin Türkiye Algısı
İran’ın dengelenmesi konusunda Türkiye’nin önemli rol oynayacağı düşünülüyor. Suriye’ye yapılacak olan muhtemel batı müdahalelerini engellemeye çalıştığı düşünülüyor. Lübnan’a askeri açıdan belli bir yük yükleniyor. Reform yanlısı bakış açısı STK’ları etkiliyor. AB müzakereleri ümit verici görülüyor. Müslüman bir ülkenin AB’ye girebileceği düşüncesi önemli görülüyor.
Türkiye Konusunda Kuşkular
Arap milliyetçiliği yerine başka bir gücün bu bölgeye gelmesi bazı kesimleri rahatsız ediyor. İran’a karşı bölgede bir kaygı var. Yeni Osmanlıcılık söylemi Türkiye için bir kaygı oluşturuyor. Ak Parti hükümetinin Amerika’nın işlerini yürüttüğü endişesi hakim. Reform söylentileri rejimleri korkutuyor.
Genelde bölgede Türkiye’nin prestiji artıyor. İstikrarlı olduğu ve olumlu davrandığı oranda Türkiye’ye de olumlu bakılıyor. Ancak halklardaki bu olumlu bakış, yöneticilere ve karar vericilere yansıması gerekiyor. Türkiye Ortadoğuya olan ilgisini sürdürmek zorundadır. Zaten isteseniz de istemeseniz de bu bölgeden ve bölge sorunlarından uzak kalamazsınız. Bölge ülkeleri kendilerini sorgulamalıdırlar. Bölgede yapılması gerekenler yapılmalıdır. Bunlar Türkiye’yi bölgesel güç yapar mı yapmaz mı diye düşünülmeden bölge için ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalıdır.
ABD süper güç olarak bölgeden çekilmez. Çünkü Ortadoğunun zenginlik kaynakları ve petrolü ABD için önemli. Onun için bölgeden gitmez ama imajı açısından zaman zaman manevralar yapar ve çekiliyor havası verir.”
Oturumun üçüncü konuşmacısı Prof. Dr. Ramazan Gözen idi. Ramazan Gözen “bölgemizde gerçekten bir değişim var mı diye hep sorarım kendime” diye başladığı konuşmasına şöyle devam etti:
“Sürekli değişim değişim deyip duruyoruz. Ama gerçekten bir değişim mevcut mu? Değişimleri değerlendirmek için 100 yıl bile erkendir. Herkesin kendine göre tarihin bir başlangıcı vardır. Bana göre başlangıç 2 tanedir. Birincisi 17 yüzyıl. Modern tarih 17. Yüzyılda başlar. 1648 yılı modern ulus devletinin ortaya çıkması yılıdır. Bu dönem hala devam ediyor. İkinci olarak tarihin başlangıcı 632 yılı yani Peygamberimizin vefatıdır. Dört halife döneminin başladığı dönem. 4 halife devrinden sonraki Emevi saltanatının başlattığı Sünni-Şii ayrışması da hala devam ediyor. Şaban hocanın söylediği Abdülhamit diktatörlüğü, Emevi diktatörlüğünün yanında solda sıfır kalır.
Türkiye açısından da tarihin başlangıcı 1908’dir. 1923 değildir. Neden 1908’dir? Çünkü Türk Milli Devlet anlayışı yani Türkçülük anlayışı, Türk Ulus devlet milliyetçilik akımı bu tarihte İttihat Terakki ile ortaya çıkmıştır. Mustafa Kemal, ittihat terakkinin yeni bir versiyonudur. Modern dönem 1648 yılında başlamıştır. Fransız devrimleriyle değil.
Biz hala ulus devlet paradigması ile yaşıyoruz. Bu batılıların paradigmasıdır. Ulus devlet, insanları bölük bölük gruplara ayıran, parçalayan, lime lime parçalara bölen, imparatorlukları yıkan insanlığın çıkarttığı en canavarca, en tehlikeli bir yapıdır. Kabileleri bölmüş, insanlar arasını sınırlarla ayırmıştır. Lime lime ayırdığı insanları bu sınırlar için savaşmaya itmiştir. Tarihin en büyük savaşlarını ulus devletler çıkartmıştır. Ulus devlet yapısının çıkarttığı 1. ve 2. dünya savaşları bile, ulus devletin felaketlerinin ne olduğunu göstermeye yeter.
20 yüzyılda yaşanan olaylar, modern devletlerin, ulus devletlerin ne derece canavar olduğunu gösterecektir. Ulus devlet dine karşı da çok zararlar vermiştir. Seküler bir yapı ortaya çıkarmış ve insanları dinsizleştirme faaliyetleri yapmıştır.
Ülkemizin Suriye sınırında her bayram yaşanan olay ulus devletlerin ne yaptığını gözler önüne serdi. Bayramlarda aynı aileden olan insanlar, el sallayarak ve izinlerle aralarındaki tellerin üstünden birbirlerine hediyeler atarak görüştüler.
Ulus devletin ne kadar yanlış olduğu ilk olarak Avrupalılar tarafından anlaşıldı. Onun için AB’yi kurdular. Uluslararası sorunların çözümü için uluslararası örgütler kurdular. NATO ve Birleşmiş Milletler gibi.
Dünyada soğuk savaş sonlanınca küreselleşme başladı. Bu dönemde, ulus devletin getirdiği eksikleri tamamlanabilir mi düşüncesi hakim oldu. Bu dönemde sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları ortaya çıkmaya başladı. 1990’lı yıllarda dünyanın küresel bir köy olacağı konuşulmaya başlanmıştı. Savaşların sona ereceği, sınırların kalkacağı, toplumların birbirlerine yaklaşacağı beklentisi hakim oldu. Fakat beklentiler 2001 yılında 11 Eylül saldırılarının ardından sonlandı. Bu olay sadece bir terör olayı olarak algılanmamalı. Bu olay ulus devleti de geri getiren bir olay oldu. O dönemdeki ABD yönetimi ulus devlet refleksini tekrar ortaya çıkardı ve Irak’ın Afganistan’ın işgalleri gündeme geldi. Bush hükümetinin gerçekleştirdiği işgaller Rusya ve Çin’i de devlet refleksiyle hareket eder hale getirdi.
BM, NATO ve AB ulus devlet mantalitesi ile çalışan kurumlardır.
BM: Birleşmiş Milletler: 5 büyük gücün kurmuş olduğu dünya sisteminin ortaya çıkarttığı sistemdir. 5 daimi üye olan ABD, Rusya, Fransa, Çin ve İngiltere’nin hükümranlığında çalışan bir örgüttür. ABD ve Rusya’nın uzlaşamadığı bir yerde Birleşmiş milletler yoktur.
NATO: Soğuk savaşın başlangıcında ABD patentli Avrupa örgütüdür.
Avrupa Birliği: Fransa ve Almanya arasındaki savaş ikilemini aşabilmek ve barışı sağlamak için kurdukları bir örgüttür.
Şanghay: Çin'in, Orta Asya’da Amerika’ya karşı bir blok oluşturma girişimidir.
Türk Dış Politikası
Türk dış politikasında hiçbir değişiklik yoktur. Çünkü politikaları belirleyen paradigma NATO’dur. Türkiye NATO dışında hareket edemez. 2002 de Ak Parti hükümeti gelince bir ümit doğdu, bir ışık ortaya çıktı. Bu tarihten sonra bazı olumlu gelişmeler de oldu.
Avrupa Birliğini Türkiye için gelişme olarak görüyorum. İnsan haklarının gelişmesinde hayati bir gelişmedir.
Avrupa Birliği Türk politikasına da etki etmiştir. AB nin itmesiyle, onun rüzgarıyla Türkiye büyük reformlar yaptı. Dış politikada da büyük bir ivme kazandırıldı. En önemlisi komşularla sıfır problem politikasıdır. Sıfır sorun politikası AB nin ortaya koyduğu bir politikadır. Bu politika Türkiye’ye AB tarafından dikte edilmiştir. Ahmet Davutoğlu ’da bu politikayı geliştirmiştir.
Türkiye, 2009 – 2011 yılları arasında çok büyük girişimlerde bulundu. Bu dönemde çok önemli ve çok olumlu adımlar atıldı. Ancak 2010 Lizbon zirvesinde, Füze Kalkanı projesinin altına imza atan Türkiye bütün olumlu gelişmeleri bitirdi. Sıfır sorun politikası iflas etti. NATO damgası tekrar geldi ve Türkiye’nin omuzuna bindi. Ahmet Davutoğlu, “NATO biziz, biz NATO’yuz” diyerek her şeyi bitirdi.
Lizbon zirvesinde NATO üyeleri tarihi bir karar aldılar. Rusya ve İran tehdidine karşı füze savunma sistemi kararı alındı. Bunu Bush uygulayamadı ama Obama uygulamaya geçildi. Füze savunma sistemlerinin ülkemize gelmesiyle sıfır sorun politikası da bitmiş oldu. Medeniyet nerde? Füze kalkanı İran’a karşı kuruldu.
Daha sonra Arap Baharı dalgalanmaları başladı. Libya’ya NATO’yu Türkiye getirmiştir. Suriye politikası da, Türkiye’nin imajına zarar veriyor. Türkiye, Suriye’de tarihinde hiç yapmadığı bir şey yapıyor. Muhalefeti silahlandırarak dün dostum dediği iktidarı yıkmaya çalışıyor. Bu durum, Türkiye’nin bölgedeki imajını önemli derecede sarsacaktır. Patriotların gelişi, NATO’ nun yeni bir stratejisidir. Tarihin başlangıcı sayılabilecek 662’de başlayan Sünni-Şii çatışmaları bugün sıcak bir şekilde devam ediyor. 30 yıl savaşları yaşıyoruz. Yoksa 100 yıl savaşlarına mı gidiyoruz? Dua ediyorum bu zararın neresinde dönersek kârdır.
Benim vicdanım ve Allah’ımdan başka sorumlu olduğum hiçbir makam yoktur. Onun için doğru bildiği şeyi her yerde söylüyorum. Bütün bunlar da benim doğru bildiğim şeylerdir. Ülkeler arasındaki sınırları kabul etmiyorum. Bu sınırları biz koymadık, Allah’da koymadı. Ulus devlet koydu. Ulus devletin koyduğu bir şeyi kabul edemeyiz. Benim vatanım bütün dünyadır.”
Son olarak söz alan Oturum Başkanı Şaban Çalış, “umarım Ramazan hocanın senaryosu doğru çıkmaz. Ama şayet doğru çıkarsa, böyle bir ihtimal varsa, biz de bunu burada konuşmaktan imtina edersek neyin turunu yapacağız” diyerek oturumu kapattı.
NAMAZ VAKİTLERİ
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi






