4. Oturumda Doç Dr. Yusuf Tekin, Doç Dr. Kadir Canatan ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek konuşmacı idi.
Mevcut Anayasayı eleştiren Oturum Başkanı ve eski Kültür Bakanlarından İsmail Kahraman, yeni anayasanın din esaslı olması gerektiğini söyledi. Kahraman, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun söylediği ‘28 Şubat bin yıl sürecek’ sözüne atıfta bulunarak “28 Şubat bin yıl sürecek diyenlerin kendileri kıvrıldı gitti. Hani 28 Şubat 1000 yıl sürecekti. Sincan’da tank yürütenler şimdi hesap veriyor. Marş marş Silivri’ye… Ben bu vatanın sahibiyim, Yemen’de dedem var, Sarıkamış’ta dayım. Buradaki kırmızı renk benim dedemin. Hakkımı elde etmek istiyorum. Kim dinlerse dinlesin, önemli değil” dedi.
İsmail Kahraman sözlerini şöyle sürdürdü:
Birlik Vakfı olarak, 85 maddelik bir Anayasa metni hazırladık ve Cumhurbaşkanı’na, TBMM Başkanı’na sunduk. Anayasa metni üzerinde çalıştıkça şunu gördük. Türkiye behemehal Devlet Başkanı Sistemine geçmelidir. Şahıslara göre Anayasa hazırlanmaz. 61 Anayasa’sı ile 82 Anayasa’sı İhtilallerin başındaki şahıslara göre hazırlandı. Şimdi Tayyip Erdoğan’a göre bir Anayasa hazırlanmasını istemiyoruz ama Türkiye’nin de Devlet Başkanlığı sistemine geçmesine ihtiyaç var. Türkiye, silahlı vesayetten ancak bu sistem sayesinde kurtulabilir.
Şu anda Anayasa 17 defa değişmiş, yamalı bohçaya dönmüş. Yeni Anayasa hemen yapılmalıdır ve bu Anayasa dini Anayasa olmalıdır. Yunan Anayasası bile dini anayasadır. Efendim Laikliği tarif edelim koyalım diyorlar. Hayır efendim koymayacağız. İlk 3 maddeye dokundurmayız diyorlar. Dokunuruz efendim. Anayasayı millet yapar. Millet ne isterse o olur. Anayasa değişecek, asker kışlasına çekilecek. Devlet, milletinin hizmetkârıdır.
Sözlerim ütopik değil, zekatı mesabesindedir. Ben isterim, istemek hakkım, hakkımı istiyorum. Çekinmek yok. Biz isteriz, Cenab-ı Hak verir. Acizlere hak yok. Aciz olursak, hakkımızı alamayız.”
İlk olarak ‘Yeni Anayasa ve Anayasadan Beklentiler’ başlığı altında bildiri sunan Doç. Dr. Yusuf Tekin, 1961 anayasası yapıldığı yıllarda sağduyulu STK yapılanmasının olmadığını ve CHP zihniyetinin tamamının bu anayasada yer aldığını söyledi. Ergenekoncuların hala tehditler savurabildiğini kaydeden Tekin, vesayete imkân vermeyecek bir anayasaya ihtiyaç olduğunu, bugünkü kazanımların kaybedilmeyeceği bir yapının acilen tesis edilmesi gerektiğini söyledi.
Yusuf Tekin şunları söyledi:
“Bizim toplumsal mutabakat metni diyebileceğimiz bir Anayasamız olmadığı için 60 yıldır bu konuyu tartışıyoruz. 1961 Anayasası için Türkiye’nin en demokratik Anayasası diyorlar. Aslında 1961 Anayasası, Türkiye’de demokrasiye vurulan en büyük darbedir. O dönemde, kağıt üzerinde partilerden ve bütün sivil toplum örgütlerinden temsilci alınarak Anayasayı yapacak danışma meclisi oluşturulmuş. Ancak danışma meclisi oluşturulurken DP li olmamak şartı vardı ve böylece halkın %50 sini dışarıda bıraktılar. Danışma meclisine alınan temsilcilerde CHP seçmeni, CHP tabanı olma şartı vardı. Bunun için, 1961 Anayasası için söylenen en demokratik anayasadır sözü koca bir yalandır. 61 Anayasası CHP yi temsil eden bir taban tarafından hazırlanmıştır.
Şu anda bütün siyasi partiler, halka yeni Anayasa yapma sözü vererek 11 haziran seçimlerine girdiler. Çünkü Türkiye’de halkın %60 ı yeni Anayasa yapılmasına destek veriyor. Bilhassa muhalefet Partileri, bu toplumsal destekten çekindikleri için Uzlaşma Komisyonundan da ayrılamıyorlar ve yeni Anayasa yapımı konusunda samimi olmadıkları halde “masadan ilk kalkan ben olmamayayım” diyerek çalışmalara devam ediyorlar.
Hükümetlerin arkasında bulunan parlamento desteği ne kadar çok olursa, vesayet güçlerinin başarılı olması o kadar azalır. 28 Şubat döneminde hükümetin arkasında güçlü bir parlamento olsaydı 28 Şubatçılar başarılı olamazdı. 27 Nisan e muhtırasında Ak Parti milletvekillerinin sayısı az olsaydı, hükümet düşerdi, 28 Şubat dönemindeki gibi vesayetçi bir hükümet kurdurulurdu ve Türkiye’nin bütün kazanımları yok olurdu. Hükümetlerin parlamento desteği pamuk ipliğine bağlı olmamalı. Onun için hükümet sistemi tartışmalarını çok hayati buluyorum. Vesayetçi güçlerin hortlamayacağı bir hükümet sistemi oluşturulması lazım. Bunun için de yeni Anayasa’ya ihtiyaç var. Yeni Anayasaya parlamento seçimleri yanında yürütmenin de halk tarafından seçilir maddesinin eklenmesi gerekir. Başkanlık sistemi tartışmaları buradan çıkıyor. Türkiye bugün yeni Anayasa yapımına en çok yaklaştığı dönemdedir.
Bütün olumsuzlukların kaynağı vesayetçi ortamların yaşanmasıdır. Onun için Anayasanın, bu vesayet sistemine fırsat vermeyecek şekilde hazırlanması gerekir. Milli iradenin egemen olacağı bir yapı kurulmalıdır.”
‘Çok kültürlülük, Kimlik, Vatandaşlık’ başlığı altında konuşan Doç. Dr. Kadir Canatan ise çeşitli örneklerle çok kültürlü yaşamı anlattı. Kadir Canatan şunları söyledi:
“1957 de İsviçre’de çok kültürlülük konusu ilk defa konuşulmuş. İsviçre farklı kantonları olan ve farklı dilleri de konuşulan bir ülkedir. Bu konu daha sonra Kanada’da gündeme gelmiş. Kanada’da konuşulan 40 dil var. Daha sonra da ABD ve Avustralya gibi ülkelerde yaygınlaşmış ve Avrupa ülkesi olan İsveç’te, 1980 li yıllarda da Hollanda’da çok kültürlülük kavramı konuşulmaya başlanmış Bir toplumda yaşanan birden fazla kültür, dil ve din gibi farklılıklar varsa o ülkede çok kültürlülük kavramı konuşulur. Çok kültürlülüğün yaşandığı ülkelerde; 1- Kültürel çeşitliliğin kabulü 2- Sosyal ve kültürel anlamda eşitliğin sağlanması 3- Bütünlüğün sağlanması gerekir. Kültürel çeşitliliği kabul etmeyen ve toplumsal eşitliği sağlayamayan ülkelerde huzurun sağlanması mümkün değildir. Bunlar sağlanırsa zaten bütünlük de sağlanmış olur.
Kültürel çeşitliliği kabul etmenin ve eşitliği sağlamanın 4 şartı vardır. Bunlar: 1- Yurttaşlık haklarının herkese sağlanması 2- Toplumdaki eşitsizliklerle mücadele 3- Kültürel farklılıkların, hem özel yaşamda hem de kamu alanında yaşanılmasının kabul edilmesi 4- Herkesi bağlayıcı olan kuralların meşru olarak kabul görmesi.
Bir ülkede, bir gruba karşı ayrımcılık yapılıyorsa yasaya rağmen o grup ayağa kalkmalı ve meşru yollardan mücadelesini vermelidir.
Toplum giderek çeşitleniyor. Kültürler, bilgiler, insan gücü sınırları aşıyor. Eşitlik talepleri yaygınlaşıyor. Bunun karşısında Ulus Devlet tek tip insan oluşturmak istiyor. Bu mümkün değil.
Liberal gelenek azınlık haklarından bahseder ve hakim olan kültürden farklı olan kültürlere bazı haklar verilmesi gerektiğini söyler. Ama liberal geleneğin verdiği bazı haklar, azınlık kültürleri için yeterli değildir.
Radikal gelenek, farklılaşmış bir yurttaşlık kavramını ortaya atar. Egemen bir yurttaşlık yerine farklılıkları kabul eden bir kavram. Ayrıca azınlıklara veto etme hakkı getiren bir sistem önerir.
Cumhuriyetçi gelenekte azınlıklar, kendi özel yaşamlarında istedikleri gibi yaşayabilirler ama kamusal alana istedikleri gibi giremezler.
İslamcı gelenek ise Medine vesikasından hareketle dünyada çok kültürlülüğün teorileşmesi gerektiğini söyler. Bütün gruplara, bütün kültürel haklarının sağlanması, azınlıkların tamamına alevilere, kürtlere bütün kültürel hakların verilmesini savunur.
Farklılaşmaya müsaade eden bir yurttaşlık kavramı oluşturulmalıdır. Türk, kürt denmemeli herkesi kapsayacak bir üst kimlik belirlenmelidir. Türkiye vatandaşı gibi. Bunun dışında her grup kendini nasıl istiyorsa öyle tanımlamalıdır. Ulusal azınlıklar kavramını 3 ülke dışında bütün ülkeler tanıdı. Sadece Fransa, Yunanistan ve Türkiye yürürlüğe koymadı.
Türkiye’de Anayasa’ya; “Resmi dil Türkçe’dir. Diğer dillerin kullanılma alanı yasalarla belirlenir” şeklinde bir madde eklenirse dil sorunu çözülmüş olur. Çözüm süreci ile Yurtdışına çıkan gerillanın bazı beklentileri vardır. Bu beklentiler, yasalarla çözüme kavuşmazsa gerillanın tekrar geri geleceğini düşünüyorum. Onun için azınlıklara kültürel haklarının verilmesi önemlidir.
TC kalkabilir. Bu ismi biz seçmedik. Bunu bize batılılar dikte etti. Herkesi kapsayacak bir isim koyabiliriz. Hollanda’nın resmi adı Netherlands’ dır. Netherlands alçak ülke demektir. Deniz seviyesinin altında olduğu için bu ismi vermişler. Bu isim aynı zamanda Hollanda’da yaşayan bütün grupları, tüm azınlıkları da temsil ediyor. Hiç kimse bu isimden rahatsız olmuyor. Bizde de bu şekilde herkesi kucaklayacak bir isim konulmalıdır. Kürtlere haklar verilirse diğer azınlıklar ne olacak? Herkese, tüm azınlıklara aynı haklar verilecek. Savaş zamanlarında kullanılan bazı terimlerin barış zamanlarında da kullanılması doğru değildir onun için terörist yerine gerillayı kullandım.”
Son olarak ‘Katılımcı Yerel Yönetişim ve Yerinde Yönetim’ başlığı altında konuşan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, bugüne kadar 200 mahallede mahalle meclisi toplantısı gerçekleştirdiklerini kaydederek, “Birçok hizmet ürettiğimiz halde her şey bitmiş değil. Mahalle Meclisi programlarında 300 bin vatandaşımızla görüştük, 3 bin talep aldık, 2 bin 100 geri dönüşümü sağladık, 900 talep henüz karşılanamadı. Konya’da katılımcı yerel yönetişim başarılı bir şekilde gerçekleştiriliyor. Birçok meseleye yerinde yönetim anlayışı ile katkıda bulunacağımızı düşünüyorum” diye kaydetti.
Akyürek şöyle devam etti:
“Ufuk Turu Toplantıları artık bir marka oldu. Konya merkezli başlayan bu organizasyon, tüm Türkiye’den katılımcılarla devam ediyor. Bu toplantılar Türkiye’ye örnek oldu ve yetişme sürecimize de katkısı oluyor. STK’larla daha yoğun bir araya gelmeliyiz, yerel yönetim ihtiyaçları ve yatırımlar onlarla da değerlendirilmeli ama kimse birbirinin yerine geçmemeli. Yöneticiler kendilerini sivil toplum kuruluşları yerine koymamalı yani biz de bir sivil toplum kuruluşuyuz onlara ne gerek var dememeli. Sivil toplum kuruluşları temsilcileri de kendilerini yöneticiler yerine koymamalı. Biz yöneticilerin sivil toplum kuruluşlarımızı desteklememiz ve onlara yardımcı olmamız gerekir. Güçlü STK’lara ihtiyacımız var. Sorumluluklarımızı birbirimize havale etmiş gibiyiz. Bunlar gelişmemize zarar veriyor. Kendimizi tekrarlamadan eksiklerimizi göze alarak çalışmaya gayret edeceğiz. Türkiye artık yerinden yönetim anlayışının, ademi merkeziyetçiliğin gerçekleştiği bir yola giriyor.”
10. Ufuk Turu Toplantıları Pazar günü açıklanacak sonuç bildirgesi ile sona erecek.