Bugün; 11 Ekim 2026, Pazar
Mevlâna Düşüncesinde Aşk ve Ölüm
Tarih : 2014.12.20  16:59:39
Genel Yayın Yönetmenimiz Salih Sedat Ersöz, Mevlana Vuslat haftası dolayısı ile yazdığı yazıda, Mevlâna düşüncesinde aşk ve ölüm konusunu kaleme aldı. İşte o yazı:

Hz. Mevlânâ’da ölüm; sevgiliye kavuşmak, bir başka deyişle düğün günü anlamına gelmektedir. Mevlânâ, “herkes ayrılıktan bahsetti, bense vuslattan” der. Böylece herkesin ayrılık olarak anladığı ölümü, Hz. Mevlânâ sevgiliye kavuşmak olarak nitelendirmiş ve öyle kabullenmiştir. 

Mevlânâ anlayışında; her şeyi yoktan var eden ve tek yaratıcı güç olan Allah (cc),  en büyük sevgili olarak kabul edildiği için, ölüm O’na kavuşulan gün olarak algılanmış ve ölüme vuslat, ölüm gecesine de  Şeb-i Arûs denmiştir.     

Bu hangi aşk ve hangi sevdadır ki, ağızların tadını bozan ve nice ocaklar söndüren ölümü, sevgiliye kavuşma olarak adlandırsın ve düğün gecesi olarak kabullensin. Bu anlayış ancak, sonsuz ve derin bir ilâhi aşk anlayışı ile mümkün olabilir. İşte Hz. Mevlâna; yüz yıllardır bu derin aşkın ve sonsuz ilâhi sevdânın temsilcisi olmuş, bu aşkı Konya’dan tüm dünyaya duyurmuştur.

Adı Şemseddin Muhammed Tebrizi (Tebrizli Şems) olan bir gezgin, bir gün ders bitiminden sonra, atının üstünde gitmekte olan Mevlâna Celâleddin’in atının dizginlerinden aniden tutar ve sorar: “Ey bilginler bilgini, söyle bana Muhammed mi büyüktür, yoksa Beyâzîd Bistâmî mi?"

Mevlâna, yolunu kesen bu garip yolcudan çok etkilenmiş, sorduğu sorudan dolayı şaşırmıştı: “Bu nasıl sorudur?" diye kükredi. "O ki Peygamberlerin sonuncusudur; O'nun yanında Beyâzîd Bistâmî'in sözü mü olur?" Bunun üzerine Tebrizli Şems şöyle dedi:

- Neden Muhammed; "Kalbim paslanır da bu yüzden Rabb'ime günde yetmiş kez istiğfar ederim. Rabbim seni layık olduğun veçhile bilemedik" diyor da, Beyâzîd, "kendimi noksan sıfatlardan uzak tutarım, cesedimin her zerresinde Allah'tan başka varlık yok' diyor. Buna ne dersin?"

Bu soruya Mevlânâ şöyle cevap verdi :

- Hz. Muhammed her gün yetmiş makam aşıyordu. Her makamın yüceliğine vardığında önceki makam ve mertebedeki bilgisinin yetmezliğinden istiğfar ediyor ve daha çok yakınlık istiyordu. O’nun kalbi kolay kolay dolmaz. Doymak bilmez bir susuzluk hâsıl olmuş kalbinde. Oysa Beyâzîd ulaştığı ilk makamın yüceliğinde doyuma ulaştı ve o makamın sarhoşluğu ile kendinden geçti, içtiği bir yudum suyla susuzluğu dindi. Onun için böyle konuştu." 

Tebrizli Şems bu yorum karşısında "Allah, Allah" diye haykırarak onu kucakladı. Aradığı deryayı bulmuştu. Bu buluşmanın olduğu yer Merac-el Bahreyn (iki denizin buluştuğu yer) diye adlandırıldı.

Hayatının dönüm noktası olan bu olaydan sonra, Mevlâna Celâleddin bütün dünyevi işlerden çekilmiş, kendisini tamamen ilâhi aşkın sonsuzluğuna kaptırmış ve aşk deryasında kaybolup gitmiştir.

Bu aşk deryasının temsilcisi;  “Aşk geldi, damarımda, derimde kan kesildi. Beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin her yanını sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep O...” diyerek gönlündeki sonsuz ilâhi aşkı ve derin Hak sevdâsını dile getiren Hz. Mevlâna’dır.

Bu aşk denizine dalan; “Bu kapı umutsuzluk kapısı değil, aşk kapısıdır gel” diyerek tüm dünyaya kucak açan ve bütün insanlığı Hak’kın aydınlık ve nurlu kapısına çağıran, herkesi Hak yola davet eden Hz. Mevlâna’dır.

Bu ilâhi aşkı terennüm eden; “Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O’dur. Tek Mâbud ancak Allah’tır. Bağ, gül, sema, sevgili… Hepsi bahane, maksat daima O’dur” diyerek tek amacının Allah’a kavuşmak olduğunu dile getiren Hz. Mevlâna’dır.

Bu aşk bağının sembolü; “Aşka uçarsan kanadın yanar” diyen bir şaire cevap olarak, “Aşka uçmazsan kanat neye yarar” diyerek gerçek aşkın Allah’a ulaşmak olması gerektiğini haykıran gönüller Sultanı Hz. Mevlâna’dır.

Bu sonsuz ve derin aşkın sahibi; “Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşk çocuklarıyız, aşk bizim anamızdır. Aşksız olma ki ölü olmayasın. Aşkta öl ki diri kalasın” diyerek ilâhi aşka dalmanın sonsuz dirilik olduğunu, ölmemek için ilâhi sevdâ ateşine girmek gerektiğini vurgulayan Hz. Mevlâna’dır.

Mâşûkluk âlemine  dalan ve ilâhi aşkın sırlarına vâkıf olan; “Allah'dan başka bir temâşâsı bulunan aşk, aşk olamaz, saçma-sapan bir sevda olur"  diyen ve Allah’ın nûrûnu görerek ilâhi aşkta kemâle eren, yalnız ve ancak tek olan Allah’a aşkla bağlanılacağını ve O’ndan gayrısına bağlılığın saçmalık olduğunu dile getiren aşk bağının bülbülü Hz. Mevlâna’dır.

İnsanların ruhunu ilâhi aşkla dirilten; “Allah için ağlayan göz ne mübarektir. O’nun aşkıyla yanıp kavrulan yürek ne mukaddestir” diyerek yüreklerin ve gönüllerin bağlanması gereken gerçek aşk yolunu gösteren ve ilâhi aşk mesajını tüm dünyaya duyurarak herkesi ölçülemeyecek bir rahmete boğan Hz. Mevlâna’dır.

İşte bu derin ve sonsuz ilâhi aşktır ki; ölümü en büyük sevgili olan Allah’a kavuşmak anlamına gelen vuslat, ölüm gecesini de düğün gecesi anlamına gelen Şeb-i Arûs olarak algılasın ve kabullensin. 

Daha çocuk yaşta iken Mevlâna’daki kemâlâtı gören şeyh Feridüddin-i Atar;  Sultânül-Ulemâ Bahâeddin Veled’e hitaben şöyle der: “Çok geçmeyecek, bu senin oğlun âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır.”  Gerçekten de öyle olmuş, Hz. Mevlânâ’daki aşk ateşi, dünyanın her tarafındaki yüreği yanıkları Konya’ya koşturmaya yetmiştir.

Şeyhi Ekber Muhyiddin Arabi hazretlerinin de yine çocuk yaştaki Mevlâna Celaleddin için yaptığı, “okyanus” benzetmesi, yıllar sonra aşk okyanusuna dalan ve kendi düşüncesiyle “düğün gecesi” ne kadar da, bu aşk deryasında kalan Mevlâna’da kendini göstermiştir.

Hz. Mevlânâ’nın ölüm anlayışını, ancak onun aşk anlayışı ile anlatmak mümkündür. Zira Mevlânâ anlayışında âşık, mâşûkuna ancak ölüm sayesinde kavuşabilir. Doğumla birlikte ayrılık yaşayamaya başlayan insan, ölümle en büyük sevgiliye kavuşmuş olmaktadır.

Hz. Mevlânâ’nın ölüm anlayışını anlatan şu gazeli ne kadar mânidârdır:

          “Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma.

          Benim için ağlama, yazık vah vah deme. Şeytanın tuzağına düşersem işte o zaman eyvah demenin sırasıdır.

          Cenazemi gördüğün zaman ayrılık ayrılık deme. Benim buluşmam, kavuşmam işte o zamandır.

           Beni kabre indirip toprağa verdikleri zaman sakın elvedâ elvedâ deme. Zira mezar cennet topluluğunun perdesidir.

           Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret. Güneşe ve aya batmadan ne ziyan gelir ki?

           Sana batmak görünür, ama o doğmaktır. Mezar hapis gibi görünür, ama o cânın kurtuluşudur.

           Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? İnsan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun?”

Hz. Mevlânâ, âlemlerin Rabbi olan Allah’a şöyle seslenir: “Ölmek şeker gibi tatlı bir şey. Cânı sen aldıktan sonra, seninle olunca candan da tatlıdır ölüm.”

Hz. Mevlânâ, ziyaretçilerine de şöyle seslenir.: “Ölümümden sonra mezarımı yerde aramayınız. Bizim mezarımız, âriflerin gönüllerindedir. Hak Teâlâ beni aşk şarabından yaratmıştır. Ölsem, çürüsem bile, ben yine o aşkım.”

741. Vuslat ve Şeb-i Arûs yıldönümü vesilesiyle, Hz. Mevlâna’nın; “Ruhum bedenimde oldukça ben seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım” dediği, Efendimizin sancağı altında buluşmayı Yüce Allah’tan diliyorum. 

Bu haber toplam 1071 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
GÜNCEL

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi