Bugün; 16 Ekim 2026, Cuma
Fütüvvet Hz. İbrahim'le başladı
Tarih : 2016.02.26  07:15:18
Konya Aydınlar Ocağı’nın Selçuklu Salı Sohbetleri’nde, “Türklerde Fütüvvet Ruhu” anlatıldı.

Konya Aydınlar Ocağı’nda Türklerde Fütüvvet Ruhu’nu anlatan Prof. Dr. Ahmet Taşğın, “Fütüvvet Hz. İbrahim ve Ashab-ı Kehf ile başladı. Sonra Türklerle Horasan ve Türkistan’a yayıldı” dedi.

Konuşmacı Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Taşğın, “Fütüvvet Hz. İbrahim ve Ashab-ı Kehf ile başladı” dedi.

Konya İl Halk Kütüphanesi’ndeki sohbetinde, Türkistan’dan başlayarak Anadolu’ya gelinceye kadar Avrupa, Asya ve Afrika kıt’alarına doğru Türklerin fütüvvet ruhu ve anlayışını tarihi kronolojiye dayanarak Ahilik ve Loncalar üzerinden anlatan Prof. Dr. Ahmet Taşğın, “Bütün Turuku Aliyye varlığını fütüvvete borçludur.  Türkler (Oğuzlar) Müslümanlıklarını, teşkilatlanmalarını ve seferlerini yine fütüvvet esası üzerinden yapmışlardır. Yesevî, Hacı Bektaş, Edebali ve diğerlerinin hepsi fütüvvet üzerinden hareket etmişlerdir.  Horasan ve Türkistan bölgesinde fütüvvet esası gelişmiş ve sistematik hale gelmiştir. Fütüvvetin yazılı olmayan sözlü olarak bilinen kaynaklarından bir tanesi şu; İmam-ı Cafer Sadık hazretleri fütüvvetnâmenin ilk defa yazılı olmayan şekliyle kavli olarak hazırladığı ve ahl i beyt arasında yayıldığı bütün coğrafyada bilinen bir hakikat. İkincisi ise 950’li yıllarda yine Cafer Sâdık’ın torunlarından ’Ebü’l-Hasan Harakânî, Fütüvvet esasını yeniden güncelliyor ve Gazneli Mahmut başta olmak üzere siyasi organizasyonların en üst kadrolarını irşâd ediyor” dedi.

FÜTÜVVET: “KARŞILIKSIZ HİZMET”

Fütüvvetin, “feta” kökünden gelen bir kelime olarak “karşılıksız hizmet” anlamını taşıdığını ifade eden Taşğın, “Ücrette dâhil hiç birşey istememek. Teşekkür de dahildir buna. Bu bildiğiniz gibi Peygamberlerin ahlâkıyla, onların metoduyla hareket edenlerdir. Fütüvvet sahibi olanlar da karşılığını Allah’tan bekleyerek Allah’ın kullarına hizmet edenlerdir” dedi.

Ehli Beytin hem Emeviler hem Abbasiler döneminde maruz kaldığı baskılardan dolayı Irak havzasında gelişen irfan ve marifet anlayışının Horasan ve Türkistan’a doğru gitmek zorunda kaldığına işaret eden Taşğın, “Dâvetin esası akrabaları inzâr etmekle başlıyor. Peygamber Efendimiz de üçüncü yılını tamamladığında akrabalarını toplayarak onlara bir sofra açtı. Allah beni vazifelendirdi, içinizden bana kim yardım edecek dedi. Bunu üç defa tekrarladı. Bildiğiniz gibi Hz. Ali daha çocuk iken ben diyerek ortaya çıktı.” diye konuştu.

FÜTÜVVET HZ. İBRAHİM’LE BAŞLADI

. “Fütüvvetin başlangıç noktası Hz. İbrahim ve Ashab-ı Kehf’tir” diyerek “fütüvvet ehli gençler” anlamına gelen “Fidyân”kelimesinden başlayan Prof. Dr. Taşğın, günümüz ‘Ahîlik ve Loncalar’ anlayışında fütüvvetin, dünyamızdan oryantalist bir zihniyetle hareket eden ve pazara gidip hayatında hiçbir şey satmayan akademisyenler tarafından tamamen silinip atıldığına dikkat çekti. Taşğın, sözlerine “Niyetleri halis olmadıkları için Allah, Ashab-ı Kehf’e ve tarik ehli samimi insanlara açtığı yolu günümüzdekilere açmıyor” diye de ekledi.

Fütüvvetin temellendirildiği İnsan suresi, Fetih suresi, Nûr suresi ve Maide suresinden ayetler okuyarak kelime ve kavramlar üzerinden fütüvvetin açılımını da yorumlamaya gayret eden Taşğın, okumayan fütüvvet ehli insanların hayatını “süzülmüş bir Kur’an” olarak niteleyerek okuyan insanla ümmü (okumayan) insan arasındaki dağlar kadar fark olduğunu sıraladıktan sonra “okuyan adamlar daha çok sahtekâr! Sonradan görülen köyde kalan adamın kurnazlığı da bir yere kadar..” diye konuştu.

İnsan suresinde iki zaman diliminin anlatıldığını bunlardan birinin “Hin (şimdiki zaman)”, diğerinin ise “dehir (geçmiş zaman-ruhlar âlemi)” olduğunu söyleyen Taşğın, “İmtihan edelim diye onu işitir ve görür kıldık” ayetin mealini okuduktan sonra kelimenin öğrettik ve gösterdik anlamlarını da içerdiğini belirterek “Horasan ve Türkistan irfanının birinci vazifesi; bu yolda giden insanların işitici olmasıdır. İkincisi basiret sahibi olmasıdır. Eğer işitmiyorsanız basiret sahibi olamazsınız. Mümkün değil. Dinleyici olmak ve kulak vermek gerekiyor. Hakikate kulak vermek lâzım gelir. Kulak zaten Arapça ‘kulp’ demek. Neyin kulpu? Kalbin kulpu.. Sesi işitmezseniz, sesin kendisini ve sahibini var kılamazsınız ” şeklinde konuştu.

Sohbet, karşılıklı soru-cevap ve toplu olarak çektirilen hatıra resmi ile son buldu.  Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ise, derneğe yeni üye kayıtların başladığını söyledi.

Bu haber toplam 820 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
KÜLTÜR-SANAT

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi