Bugün; 22 Şubat 2018, Perşembe
Küresel aktörlerle bölgesel krizler nasıl çözülemez?
Tarih : 2018.02.06  16:26:48
Prof. Dr. Kudret Bülbül''ün TRT Dış Yayınlar için yazdığı “Küresel aktörlerle bölgesel krizler nasıl çözülemez?” isimli makalesi, ses dosyası ve metin dosyası olarak 30’dan fazla dilde yayımlandı. İşte o makale:

Yakın tarihte, küresel aktörlerin ya da küresel aktörlerin öncülüğünde oluşturulan uluslararası koalisyonların müdahale ettiği hiçbir yerde bu ülkelere istikrar gelmemiştir. Tersine küresel aktörlerin müdahalesine maruz kalan bölgelerde istikrarsızlığın süreklilik kazandığı ifade edilebilir. Bu ülkeler, çoğunlukla, daha fazla ölüm, gözyaşı, büyük göçler, ekonomik krizlerle karşılaşmış, daha fazla yaşanamaz hale gelmişlerdir.

  Yakın dönemde küresel aktörlerin aktif olarak içinde yer aldığı krizlere hızlı bir bakış, bu acı gerçeği ortaya koyacaktır.

  Sovyetler Birliği tarihe karıştı. Ama SSCB’nin işgali ile başlayan Afganistan Krizi, yaşanan onca acıya rağmen, hala devam etmektedir.

  Evet Saddam bir diktatördü. Saddam’ın baskıcı yönetimi altında çok ciddi mağduriyetler yaşandı. Ama küresel aktörlerin müdahalesiyle, Irak’ın başına gelenleri gördükten sonra acaba Iraklıların % kaçı Saddamlı bir Irak’ı değil de bugünkü Irak’ı tercih ederdi?

  Küresel aktörlerin müdahalesi ile parçalanmış, yağmalanmış bir Libya’nın geleceği konusunda Libyalılar ne kadar bir umuda sahiptir?

  Ya Suriye? Ülkede yaşayanların nerede ise tamamının yerinden edildiği, yüzbinlerce insanın öldürüldüğü, medeniyet taşıyıcısı Şam, Halep gibi şehirlerin artık tanınamaz hale geldiği Suriye’de, küresel aktörlerin müdahalesiyle kim nasıl bir gelecek öngörebiliyor?

  Afganistan’da on yıllar süren savaş nedeniyle en büyük bedeli ödeyen Pakistan bugün ABD’nin tehditleriyle, önceki yıllarına göre daha fazla bir krizle karşı karşıyadır.

  İnsanlığın en erdemli liderlerinden Aliya’nın tehdit, şantaj ve yerine getirilmeyen vaatlerle imzalamak zorunda bırakıldığı Dayton Anlaşması Bosna Müslümanlarına ne kadar huzur vermiştir? Bosnalı Müslümanları toplu mezarlara gömen Sırp katiller Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş, ama Bosna Hersek, Sırp, Hırvat ve Boşnaklar arasında parçalanarak adım atamaz bir ülke haline getirilmiştir.

  Myanmar’ın, evlerini ateşe vererek, öldürerek zorla göç ettirdiği Rohingya/Arakan Müslümanlarının dramı, şimdilik Bangladeş’e sığındıkları, uzaklık nedeniyle Batıya gelemedikleri için Uluslararası toplumun ya da küresel aktörlerin ilgisini çekmemektedir. İlgisini çektiğinde onlar için daha adil bir çözüme ulaşılıp ulaşılamayacağı belirsizdir.

  Son yüzyıllık süreçte küresel aktörlerin müdahaleleriyle Filistin’in geldiği nokta ise ortadadır. İsrail işgaliyle toprakları her geçen gün daha fazla azalan bir Filistin ve özgürlük alanları her geçen gün daha da daraltılarak gittikçe yarı açık cezaevi koşullarında yaşayan Filistinliler..

  Örnekler kuşkusuz daha fazla artırılabilir.

  Maalesef yukarıda belirtilen krizlerin tamamı Müslüman coğrafyaların karşı karşıya kaldığı krizlerdir. Bu durum ayrıca açıklanmaya, değerlendirilmeye muhtaçtır.

       Küresel aktörlerin müdahalesiyle sorunlar neden daha kalıcı hale gelmektedir?

  Bu durumun belki de en temel nedeni, küresel aktörlerin sahip olduğu zihniyettir. Uluslararası politikaya ilke, adalet, hak, değer endeksli değil çıkar endeksli bakmalarıdır. AB Türkiye Raportörü bayan Kati Piri’nin bu hafta yaptığı, 40 bin kişinin katili terör örgütü PKK’nın kendileri için bir tehdit oluşturmadığı açıklaması bu bakış açını net olarak ele vermektedir. Bu bakış açısı, kendisine saldırmadığı sürece teröre ilişkin hiçbir endişe, kaygı, erdem taşımayan, insanlık adına kaygı verici bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma bizim medeniyetimiz aşina değildir. Biz hiçbir soruna emperyalist bir vizyonla bakamayız. Kendi çıkarı için, hiçbir ilke tanımayan, amaca ulaşmak için her türlü yöntemi kullanabilen, her türlü manipülasyonu yapabilen bir bakışı benimseyemeyiz. Bizim medeniyetimizde savaşın da bir hukuku vardır. Hukuku savaşının bir aracı haline getiren değil, savaşa da hukuki bir çerçeve çizen, ancak o çerçevede savaşı meşru gören bir bakışa sahibiz.

  Değer/adalet endeksli değil, amaca ulaşmak için hiçbir sınır tanımayan, çıkar endeksli bir dış politika anlayışına sahip küresel aktörlerin yukarıdaki sorunlara, bölgemizdeki krizlere yaklaşımı da kuşkusuz bu çerçevede olmaktadır.

  Bu çerçevede, küresel aktörler bölgemizde krizlerin bizatihi kaynağı, taşıyıcısı olabilirler.

  Küresel aktörler, birbirlerine zarar vermek için, sıklıkla görüldüğü şekilde bölgesel krizlerin destekleyicisi olabilirler. Bölge ülkelerini, insanlarını emperyalist amaçları doğrultusunda, başkalarına zarar vermek için bir koçbaşı olarak kullanmak isteyebilirler.

  Küresel aktörler, kendileri çıkarmasa da varolan krizlerin uzamasını arzu ediyor, bu yönde politikalar geliştiriyor olabilirler. ABD’nin Suriye’deki tutumu bu durumun somut ifadesidir.

  Küresel aktörler, yaptıkları yüklü miktarlardaki silah satışları nedeniyle, bölgesel krizleri kendileri açısından ticari bir fırsat görebilirler.

  Diğer taraftan küresel aktörler, bölgesel krizler nedeni ile ortaya çıkan mağduriyetlerden hemen hemen hiç etkilenmemektedir. Krizlerin ağır maliyetlerini bölge ülkeleri ödemektedir.

  Küresel aktörler, bölgede kalıcı değillerdir. Bölge halklarının içine atılacak nifak tohumları onları etkilemeyecektir.

  Yukarıda açıklanan nedenlerle bölgesel krizler karşısında, öncelikle, çözüm için, hiçbir maliyet ödemeyecek olan uluslararası değil, bölgesel koalisyonlar aranmalıdır.

  Kuşkusuz sorunlar sadece küresel aktörlerden kaynaklanıyor değildir. Esasen çoğu kez krizlerin kaynağı ve küresel aktörlerin müdahalelerinin nedenleri bölge ülkelerinin tutumlarıdır. Bununla birlikte bölge ülkelerinin hataları ayrı bir makale konusudur. Ben bölgesel krizlerin çözümünde izlenmesi gereken bir yöntemden ya da izlenen yanlış bir yöntemin sonuçlarından bahsediyorum.

  Çözüm bölgesel düzeyde aranmadığı takdirde küresel aktörlerin tepişmesinden bölgesel ülkeler zarar görecektir/görmektedir.

  Komşu ülkelerin yayılmacı, mezhepçi, ırkçı politikalarına yönelik çok haklı eleştirilerimiz olabilir. Bölge ülkelerinin bu politikaları nedeniyle bölgesel çözüm arama çabaları haklı olarak çok zorumuza gidebilir. Ama yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, bölgesel sorunlara küresel aktörlerin müdahalesi, bölgedeki krizleri çözmemekte, krizleri daha da derinleştirmektedir. Daha kalıcı hale gelen krizler bölge ülkelerini uluslararası müdahalelere daha açık hale getirmektedir. Bu durum da bin yıldır birlikte yaşayan aynı coğrafyanın çocuklarını daha fazla birbirine düşürmekte, yaşadıkları coğrafyayı toptan değersizleştirmektedir. Bu nedenle, bölgesel krizlerin, her ne pahasına olursa olsun, bölge ülkeleri ile çözülmesi için bütün imkanlar sonuna kadar zorlanmalıdır.                    

Bu haber toplam 113 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
GÜNCEL

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi