Bugün; 19 Ağustos 2018, Pazar
Ufuk Turunda oturumlar sona erdi
Tarih : 2018.05.12  08:46:24
15. Ufuk Turu Toplantılarının oturumları yapılan iki panelle sona erdi.

15. Ufuk Turu Toplantılarının oturumları yapılan iki panelle sona erdi.

Günün ilk oturumu “Gündelik Hayat ve Dünyevileşme” konusunda gerçekleşti. Oturum başkanlığını Prof. Dr. Mehmet Emin Ay’ın yaptığı oturumda ilk konuşmayı Dr. Öğretim Üyesi Ahmet Akman yaptı. Akman, “Toplumsal Değişim, Dünyevileşme ve Hukuk”  başlıklı sunumunda özetle şunları söyledi:

“Sekülerleşme kendisini batıdaki dönüşümler üzerinden ifade etmiştir. Sekülerleşme; dünyaya yönelme, dünyevileşme, dinden bağımsızlaşma, rasyonalizm, pozitivizm akımları ile açıklanabilir.

Sekülerleşme yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru olmak üzere 2 türde yayılma gösterir.

Osmanlı’nın son dönemlerinde batıya uymak adına, batılılaşma modernleşmeyi getirir düşüncesiyle bir takım sosyal ve kültürel alanlarda dahil olan değişiklikler yapıldı.

Osmanlı sonrasında TC başlangıcında dinin alanının azaltıldığını ve sınırlandırıldığını görüyoruz.

Dünyevileşmenin tetikleyici unsurları yerli değildir. Sekülerizm, vahye bağlı kalmaksızın insanın kendi aklını ön plana çıkarmasıdır.

Sekülerizmin dinin kamusal alandan uzaklaştırılması gibi bir anlayışı var ama asıl amacı dini, hayattan tamamen soyutlandırmaktır.

İnsanın sekülerleşmesi, kendisini tanrılaştırması ve Allah’ın sıfatlarını kendinde görmeye başlaması sonucunu doğurur.

Sekülerizme karşı duruş sergilemek için önleyici yaptırımların yanında tabii ve ilahi hukuk kuramlarını insanımıza sunmak, manevi eğitime ağırlık vermek gerekir.

Daha sonra konuşan Dr. Öğretim Üyesi yazar Mustafa Özel, “Ekonomik Hayat ve Dünyevileşme” konulu bir sunum yaptı. Özel konuşmasında özetle şunları söyledi:

“1700 lü yıllara kadar insanlarla tek tek uğraşan şeytan bundan sonra insanları topluca ayartacağım kararını vererek toplu ayartmalara İngiliz toplumundan başladı. Böylece son 300 yılda dünyevileşme, sekülerleşme, şeytanileşme adına ne derseniz deyin aldı yürüdü.

Bunlar insanımız içinde 2 yol bularak yürüdü. 1- Kâğıt Para 2- İnsanın biyolojisi ile değil şehvetleri, istekleri ile ilgilenme. Ciddi adımlar atılmadıkça da bunlardan kurtulmamız mümkün olmayacak.

Kağıt para, para değil büyüdür, sömürü aracıdır. 1694 yılına kadar hükümdarlar ve devletin üst kademesi borçlarını kendileri öderlerdi. 1694 de İngiliz aristokratların baskısı ile bu borç halkın borcu haline geldi. Özgür birey dediğimiz borçlandırılmış bireydir. Bundan sonra ortaya çıkan enstrümana kâğıt para adı verildi. Kâğıt para kumarı da beraberinde getirdi.   

İnsanlar ihtiyaçları için üretim yapıyorlardı. Kâğıt paradan sonra insanın tüketimini arttırmak için üretim yapılır oldu. Kapitalizm, sınırlı ihtiyaçlar yerine sınırsız ihtiyaçları yani sınırsız istekleri koydu. İyi bir kapitalist mal üretmez, müşteri üretir. Önce müşteriyi bulur sonra ona mal satar.

Erkeğin kadını, kadının eşyayı, eşyanın da erkeği tüketmesi gibi bir kısır döngüyü yerleştirdi. Reklamlar bize sınırsız isteklerimiz doğrultusunda mal satışı ile birlikte değerler sistemi de aşılıyor. İnsanın kötü yanları medeniyetin itici gücüdür dediler. Açgözlülük, hırs, bencillik kötü değildir dediler. Bunlar bize reklamların dayattığı yeni değerler sistemidir. 

Aileler mutlu ve huzurlu olmak isterler. Bu iyi bir şey. Aileler mutlu ve huzurlu olmalıdır. Şirketler mutlu ama huzursuz olmalıdır. Devletler ise hem mutsuz hem huzursuz olmalıdır.

Hiçbir tarihsel sistem ebediyyen sürüp gitmemiştir. Bu düzenler de yıkılıp gidecektir.

Kaos teorisyenleri sistemin dengesiz olduğu durumlarda çok küçük problemleri, çok büyük gösterdiler ve insanları huzursuz, endişeli, birbirine güvensiz hale getirdiler.

Daha sağlam cemaat yapıları oluşturmak gerekir. Cemaatler yutulması zor varlıklardır. Bireyi yutmak kolay, cemaatleri yutmak zordur. Dayatmalara bireyler değil ancak cemaatler direnebilir.”

 Bu oturumun diğer konuşmacısı Prof. Dr. Tevfik Yücedoğru idi. Yücedoğru, “Sosyal Hayat ve Dünyevileşme” konulu sunumunda özetle şu görüşlere yer verdi:

“Akılla kurulan bir medeniyet olsa idi vahye ihtiyaç duyulmayacaktı. İnsanoğlu aklıyla bu dünyada ebedi mutlu olmaya yönelik bir medeniyet inşa etmeye çalıştı ve fıtratına enjekte edilen dünya güzelliklerine yöneldi. Halbuki nihai bir mutluluk olmadığını, Kur’an ifadeleri ile anlamak mümkündür.  

Sosyal hayatta düne göre bugün iyi yolda değiliz. Komşusuna yönlendiren esnafımız yok, komşuluk ve akrabalık ilişkilerimiz bozulmuş. Buna rağmen tamamen dünyanın peşinde koşan, yok olan, biten bir toplum da değiliz. Umutsuz olmamak lâzım.

Suriyeli kardeşlerimize yapılan yardımlar, dünyanın çeşitli bölgelerine yardım götüren STK larımızın varlığı bizim dünyevileşmediğimizi gösteren göstergelerdir.

Bizde gelenek, örf, adet Nastan yani ya Ayetten ya Hadisten oluşur. Hayvancılıkta, meyvecilikte ilk mahsüllerin komşulara verilir. Bu bizim geleneğimizdir ve Ayetlerden sadır olmuştur.

200 yıldır değerlerimizden vazgeçmemiz için yapılmadık çalışma kalmadı. Buna rağmen vazgeçemediğimiz yardımlaşmamız, diğergamlığımız devam ediyor.

Sosyal hayattan çok da memnun değilim ama ümitsiz de değilim. Çok çalışmamız lâzım. Medeniyetimizin kırıntıları toplumumuzda yaşamaya devam ediyor. Çok çalışarak bunları güçlendirebiliriz.

İsraftan vazgeçelim. İnfak ve ikram yapalım. İyilikleri başa kakmayalım. STK ların öncülüğünde bize lâzım olan birlik beraberliğimiz devam ettirmeye ağırlık vererek ve farklılıklarımızı da zenginliğimiz olarak görerek çalışmaya devam edelim.”

Oturumun son konuşmacısı Prof. Dr. Kudret Bülbül idi. Kudret Bülbül “Dünyevileşme ve Münzevileşme arasında Hayat” konulu sunumunda özetle şunları söyledi:

“Dünyevileşme kısaca dünyaya tamah etme olarak tanımlanabilir. Dünyevileşmeyi ilk insana kadar götürmek mümkündür. Zenginliğimizin artışı ile dünyevileşmeye olan ilgimiz ortaya çıktı. Zenginlik ile dünyevileşme arasında çok yakın bir ilişki var.

Kuvvetli Müslüman zayıf Müslümandan iyidir. Yeterince zenginledik mi? Aramızda keşke Hz. Ebubekir gibi bir zengin olsaydı. Keşke bir işadamımız dünya çapında ilk 500 e girebilseydi. Keşke ülke olarak bütün dünyaya hükmedecek bir zenginliğe sahip olsaydık.

Dünyadan çekilen, dünyayı terk eden değil, dünyaya çeki düzen veren, zulmü sona erdiren, nizami alem getiren bir anlayışta olmalıyız.

Herkesin dünyevileşme düşüncesi kendi içinde gizlidir. Zengin olmayan biri dünyevileşme arzusunda olabilir veya zengin birinin parası kendisi için elinin kiri olabilir.

Münzevileşme, dünyadan uzaklaşma, dünyadan el etek çekmedir. Dünyevileşme ne kadar İslâm’dan uzaksa, münzevileşme de o kadar İslâm’dan uzaktır.

Zamanı en hoyratça harcayan maalesef Müslüman toplumlardır. Müslümanların yüzde kaçı yaşadığı çağı yaşıyor? 10. Yüzyılda, 15. Yüzyılda yaşayan çok Müslüman var maalesef. Sizin en hayırlınız insanlara hizmet edendir.

Hayat iman ve cihaddır. Hayat, Hakkı hâkim kılmak için mücadele etmektir.

Bireysel ve toplumsal yardımlar konusunda çok iyiyiz. Bu konuda inanılmaz derecede özverili çalışmalar, infaklar yapıyoruz. İnsani yardım konusunda dünya birincisiyiz. Vakıflarımız, derneklerimiz, STK larımız bu konuda tarih yazıyorlar.

Ama sadece insani yardıma odaklanmak yetmez. Medeniyetimizin yeniden inşası için çok çalışmamız gerekir.

28 Şubat bize, sadece kendi grubumuzda, kendi çevremizde kalarak Türkiye’yi yönetemeyeceğimizi öğretti. Bunu acı bir şekilde öğrendik. Ak Partili yıllar da sadece Türkiye ile ilgili politikalar üreterek Türkiye’yi yönetemeyeceğimizi öğretti. Türkiye’ye duyulan ümit ve güven sadece siyasetle taşınamaz.” 

 Aynı gün öğleden sonra 15. Ufuk Turunun son oturumu yapıldı. Son oturumun ana konusu “Sivil Toplum ve Dünyevileşme” idi.

Prof. Dr. Birol Akgün’ün başkanlığını yaptığı oturumda ilk konuşmacı Prof. Dr. Önder Kutlu oldu. Önder Kutlu “Dünyevileşme karşısında STK lar” konulu sunumunda özetle şunları söyledi:

“Yaşadığımız alanlar; özel alan, kamusal alan ve sivil alan olmak üzere üç kısımda incelenebilir. 28 Şubatta çokça kamusal alan tartışmaları yapıldı ama kamusal alanla yetinilmeyerek sivil alanlara da müdahaleler oldu. Buna rağmen STK ların sivil alanlarda ciddi bir direniş göstermeleri bu alanı tam anlamıyla kamusal alan durumuna düşmekten kurtardı.

STK lar 3 konuda görev yapmakta, fayda sağlamaktadırlar. Koruma ve kollama, Değer aktarma, Değişim ve dönüşümü sağlama.

Dünyevileşme negatif bir gelişme olmasına rağmen, bizim bu negatif gelişmeyi ne yapalım da azaltalım, geriletelim diye bir görevimiz var. Bu açıdan STK lar dünyevileşmenin panzehiridir diyebiliriz. İçimizdeki iyiliği emreden, kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışan gruplar STK lardır.

STK lar hayatın her alanına müdahil olmak ve hayatın her alanına dokunmak zorundadır.

STK lar kendileri dünyevileşmeden uzak kalmadan ve kendilerini sağlıklı bir zemine oturtmadan topluma faydalı olmaları mümkün değildir.”

Daha sonra konuşan Prof. Dr. Abdullah Topçuoğlu, “Dünyevileşen STK lar” konulu bir sunum yaptı. Topçuoğlu sunumunda özetle şunları söyledi:

“İslâm insan için 2 hayat öngörüyor. Dünya hayatı ve ahiret hayatı. Dünya hayatının geçiciliği, ikindi ile akşam arasında geçen zaman olarak tanımlanıyor. Esas olan öteki hayat yani ahiret hayatıdır.

İnsan yaşarken hem dünya hayatını hem ahiret hayatını inşa eder. İnsana böyle bir görev verilmiş. Bu iki inşa eşzamanlıdır. Dünya inşa edilirken aynı zamanda ahiret hayatı da inşa edilir. Önce dünya sonra ahiret inşası gibi bir anlayış yoktur. Bu inşa esnasında yanılmalara karşı tövbe etme imkânı vardır.

Bu dünyada misafiriz. Misafir olduğumuz evin eşyasına sahip olma anlayışı dünyevileşmedir.

Batı, aydınlanma olarak 3 şey vaad etti. 1- Özgürlük 2- Eşitlik 3- Demokrasi.

Batı bu üçünü de inşa edemedi. Zıtların bir araya getirildiği dünyada asla eşitlik kuramazsınız. Ancak adaleti ve hakkaniyeti sağlayabilirsiniz. Biz eşit değiliz. Kadın erkek eşit değil.  İki erkek de eşit değil.

Mutlak özgürlük yoktur. Mutlak özgürlük Allah’a mahsustur. İnsan özgür olmak istiyorsa haddini bilecek. Allah’a karşı ve diğer insanlara karşı haddini bilecek. İşte o zaman özgürlüğe ulaşır.

Demokrasiyi zaten konuşmaya gerek yok. O zaman bunlar birer ütopya, hayal ve yanılsama. Batılılar şimdi bireyselleşecektik ama bencilleştik diyorlar.

Dünyevileşmenin ortaya çıkmasının arka planında yaşadığımız dünyayı tanımlama sıkıntısı var.

Kişisel gelişimin zirve noktası özgüvendir. Özgüven kibire açılan kapıdır. Firavun, Nemrut ve diğerlerinin Vahyi reddetmelerinin ortak noktası kibirdir. Bizim değerlerimizde özgüven diye bir kavram yok. Metanet diye, cesaret diye kavramlar var.

Değerler ahlak sisteminden neşet ederek üretilir. Ahlak din kökenlidir. Ahlak yoksa değerlerinizi akıl ile inşa etmeye kalkarsınız. Bu da insanı çıkmaza sürükler.

Müslüman seküler olamaz desek de yaşadığımız ortamın sekülerliği, bizi de sekülerliğe sürüklüyor.

Akletme kabiliyeti insana Allah’ın verdiği rızıktandır. Alını herhangi birine emanet edersen küfranı nimet olur.

Din ve ahlak öğretiminde karmaşık bir sistem içinde  bocalamak değerlerimizden uzaklaşmaktır.

Millet olmak, ümmet olmak zorundayız. Ümmet olamaz isek etkileşim dünyasında ailedeki, komşuluktaki sıkıntıları gideremeyiz ve sosyal medya ile başbaşa kalırız. Sosyal medya, batı kapitalizmin mesajıyla bizi etkiliyor.

Birilerinin bize çizdiği hayat çizgisinde yürüdüğümüz sürece, dünyevileşmeden hayatımızı idame ettirmemizi mümkün görmüyorum.”

Daha sonra Prof. Dr. Mefail Hızlı “Dünyevileşme karşısında Din hizmeti veren kurumlar” konulu bir sunum yaptı. Mefail Hızlı özetle şu görüşlere yer verdi:

“Dünyevileşme dediğimiz şey ne diyaneti, ne müftüyü, ne imamı dinliyor, o kadar hızlı işliyor ki bir çığ gibi üzerimize geliyor. Bunun karşısında yapabildiğimiz bir şey yok. 

Ankara müftülüğüm sırasında vaiz arkadaşlar gelerek “dünyevileşmeyi en çok diyanette görüyoruz” diyorlardı. Faiz konusu dünyevileşmenin en güzel örneklerinden biridir. Din görevlilerinin faiz konusundaki duruşu önemlidir. Bana söylenen faizli kredi alan din görevlilerinin sayısı üçte biri geçmiş durumda. İlahiyat Fakültesindeki öğrencilerimizde dünyevileşme hat safhada.

Dünyevileşme tsunami gibi bütün toplumumuzu sarıyor. Buna karşı yeterli miktarda hazırlığımız yok.

Dünyevileşme ile uhrevileşme arasında gidip geliyoruz ama kendimizle yüzleşemiyoruz.

İnsanlara dinin samimiyet olduğunu söylerken, bu samimiyete en çok dikkat etmesi gereken diyanettir.

İlahiyatlarda, şimdi kaldırılsa bile yıllarca Fetö’nün ortaya attığı Dinler arası diyalogla ilgili dersler okutuldu ama dünyevileşme ile ilgili dersler okutulmadı okutulmuyor.

Dünyevileşme dini hafifletiyor.  Hafifletilmiş bir din ortaya çıkarıyor. Karanlık ışık hızıyla geliyor. Bunun karşısındaki tek din İslâm’dır. Ama buna hazırlıklı mıyız?”

Oturumun ve 15. Ufuk Turunun son konuşmacısı Prof. Dr. Nevzat Tarhan oldu. Nevzat Tarhan, “Sekülerizmin Hastalıkları ve Tedavisi” konulu sunumunda özetle şunları söyledi:

“Dünyevileşme, iyilerle kötülerin savaşında kötülerin en büyük silahıdır.

ABD de 200 kişiyi öldüren adam mahkemede “ben sizin ürününüzüm” diyor. Batı, insanı önce hasta ediyor sonra tedavi etmek için uğraşıyor.

Karanlığın 5 atlısı; kin, öfke, nefret, kıskançlık ve düşmanlıktır.

Modernizm bunları teşvik ediyor, arttırıyor. Batı, modernizm adı altında bize bunları veriyor.

İslâm dünyası nasıl sekülerleşti?

Osmanlı endüstri devrimini neden kaçırdı? 18. Yüzyılda medreselerden mantık, matematik, astronomi, felsefe dersleri kaldırıldı. İbni Sina, İbni Rüşt, ikinci Aristo denilen Farabi eğitimden çıkarıldı. İlmiye sınıfı Mısır kaynaklı selefi ulema ve süpergüç olmanın verdiği narsistik körlükle, medrese eğitiminden eleştirisel düşünceden vazgeçilmesi düşüncenin ilerlemesini durdurdu.

Bütün bu sebepler İslâm dünyasının sekülerleşmesinin kapısını araladı.

Eğitimde dini ve pozitif dersler beraber verilmediği için gençler dünyevi ve uhrevi yaşantının dengesini kuramıyorlar. Pozitif ilim ve dini ilimler beraber verilirse dünyevileşmeye giden yollar kapatılabilir.

İnsana yaratılıştan özgür irade verilmiş, iyi ve kötüyü seçebiliyor.

Sekülerizm ne diyor? Allah’ı yok sayarak, ölümü yok sayarak yaşa diyor. Problem burada. Çocuklarımız popüler kültürün etkisine açık yetişiyor. Türkiye’de milli eğitim yok. Milli ve dini bir eğitim verilerek çocuklarımıza hedef gösterilmiyor. Çocukları yetiştirirken şekli kavramlar ile değil, ahlak kavramları ile yetiştirmek gerekir. Aksi halde ortalık çocuğu oluyor. Yani her türlü olumsuz akımlara kapılabiliyor.

İslâm’da dünya ve ahiret dengesi var. Bu sağlanamazsa ya dünyevileşme hastalığına ya da dünyayı terk etme hastalığına yakalanıyorlar.

İyilerin aktif olması gerekir. İyilerin pasif olması kötülüktür. İyi olmak yetmez. İyiliği yaymak için çabalamak gerekir. En güzel nasihat rol model olmaktır. Yaşamazsak, söylediklerimizin tesiri olmaz. Çocuklarımız bizi dinlemez ama bizi izler.

Bir sistem ölümden sonraya çözüm getiriyorsa tama ama ölümden sonraya çözüm getirmeyen sistemlerde hayır yoktur.”

Yapılan konuşmalardan sonra oturumlar tamamlanmış oldu. Sonuç Bildirgesinin okunması ve Bursa gezisi ile 15. Ufuk Turu tamamlanmış olacak.        

Bu haber toplam 421 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
GÜNCEL

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi