Bugün; 20 Temmuz 2018, Cuma
2018 Seçimleri: İstikrara ve Başkanlık Sistemine Devam
Tarih : 2018.07.02  09:11:31
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün, "2018 Seçimleri: İstikrara ve Başkanlık Sistemine Devam" konulu değerlendirmesini sunuyoruz.

Türkiye’nin 32. genel ve ilk başkanlık seçimleri geride kaldı. Yine çok hızlı açıklanan seçim sonuçlarına göre %52.5 oy alan AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2. tura gerek kalmaksızın, başkanlık sisteminin ilk başkanı oldu. Kendisini %30.6 oyla CHP adayı Muharrem İnce izledi. AK Parti 2002’den sonra (yenilenen Haziran 2015 seçimleri hariç) ilk kez Mecliste çoğunluğu kaybetti.

  Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

Son derece açık, şeffaf ve rekabetçi bir ortamda, tam bir demokrasi şöleni şeklinde geçen Türkiye’nin ilk başkanlık seçimlerine dair ilk gözlemler aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Rekor katılım: Yaklaşık 60 milyon seçmenin %87,5’i seçime katıldı. Bu oran, açık, şeffaf ve rekabetçi seçimlerin yapıldığı Türkiye ve özellikle dünya ülkeleri açısından rekor bir katılım olarak görülebilir. Bu kadar yüksek katılım düzeyi, Türkiye’nin 1876’da başlayan demokrasi yürüyüşünün güçlü bir şekilde kök saldığının açık bir ifadesidir. Sosyal medyada da ifade edildiği gibi, “Batılı ülkelerde sandık var, yeterince seçmen yok ve Doğu ülkelerinde seçmen var sandık yok iken” Türkiye’de sandığın da seçmenin aynı anda var olması demokrasimizin geleceği açısından oldukça umut verici.

Siyasal istikrara devam: AK Parti, 2002’den bu yana 5. kez üst üste seçimleri kazanmış durumdadır. Türk siyasi hayatında böyle bir başarının başka örneği yoktur. Demokratik rekabetin olduğu ülkelerde de üst üste 5 kez seçim kazanmak eşine az rastlanan bir durumdur. İktidar olmanın yıpratıcılığı da düşünüldüğünde, AK Parti’nin seçimleri tekrar kazanması, seçmenin genel olarak memnuniyetinin ve siyasal istikrarın sürmesine olan desteğinin ifadesidir. Muhalefetin dillendirdiği eleştiri ve korkular ile popülist söylem seçmende yeterince karşılık bulmamıştır.

Başkanlık sistemine bir kez daha evet: Muhalefet partileri ve altında birleştikleri Millet İttifakı, seçimlerden önce, kazanırlarsa Parlamenter sisteme döneceklerini açık bir şekilde vaat ettiler. Dolayısıyla bu seçimler 2017’de kabul edilen Başkanlık sisteminin yeniden oylanması şeklinde de görülebilir. Önceki referandumda Başkanlık sistemi %51.4 ile kabul edilmişti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın daha da artırarak aldığı %52.5’lik oy, seçmen tarafından başkanlık sisteminin bir kez daha kabul edilmesi şeklinde yorumlanabilir.

Partilerarası geçişgenlik: Seçim sonuçları hemen hemen bütün partiler arasında belirli oranda bir geçişgenlik olduğunu ortaya koyuyor. AK Parti’den MHP’ye, CHP’den İYİ Parti ve HDP’ye yönelik oy kaymaları ilk bakışta dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geleneksel hale gelen Balkon konuşmasında AK Parti’deki düşüşün farkında olduklarını ve gereğini yapacaklarını şimdiden ilan etti. Erdoğan ve İnce’nin Partilerinden fazla oy alması ise, bu liderlerin de diğer partilerden oy aldıklarının göstergesi. Bu bağlamda Erdoğan’ın Kürtlerden de belirli oranda destek aldığını zikretmek gerek.

Seçmenin parti tercihlerini değiştirebileceğini göstermesi işleyen bir demokrasi açısından esasen sağlıklı bir durumdur. Partilerarası geçişgenlik siyasal partileri seçmen tercihlerini daha fazla dikkate almaya zorlayacaktır.

Meclis’deki yüksek temsil oranı: %10 baraj sistemi nedeniyle, Türkiye’de seçmenin belirli bir kısmının iradesi Meclis’e yansımıyordu. Son seçimlerde yasal hale getirilen ittifak sistemi ile Türkiye tarihinde eşine az rastlanır biçimde 8 parti, ya kendi adayları ile ya da kurdukları ittifak içerisinde gösterdikleri adaylarla Meclis’e girmiş oldu. Bu partiler, AK Parti, CHP, MHP, HDP, İYİ Parti, BBP, Saadet Partisi ve Demokrat Parti’dir. 1950 sonrasındaki çok partili siyasal hayatımızda sadece 1969 seçimlerinde 8 parti Meclis’e girebilmişti.

Yeni sistemin uzlaştırıcı etkisi: Geçen haftaki yazımda, Türkiye’nin yeni sistemin uzlaştırıcı etkisine, sadece kendi seçmenine selam veren bir sistemi geride bıraktığına değinmiştik. Seçim sürecinde ve sonrasında yaşananlarda seçilebilmek için %50+1’in etkisi rahatlıkla görülebilir. Başkanın %50+1 ile seçilecek olması, Türkiye’yi daha fazla normalleşmeye, siyasal partileri, sadece kendi seçmenini değil, farklı toplum kesimlerini de daha fazla dikkate almaya zorlamaktadır. Böylelikle ülke daha fazla demokratikleşecek ve özgürleşecektir. Bu durum da iç barışa daha fazla hizmet edecektir.

Küresel aktörlerin kibirli/buyurgan tavırlarına kayıtsızlık: Önceki seçimlerde olduğu gibi Batılı bazı devletler, küresel şirketler, medya organları Türkiye seçimlerine gerekmediği halde fazlası ile müdahil oldular. AK Partiye karşı tehditkar, suçlayıcı bir dil kullandılar. Önceki seçimlerde olduğu gibi seçmen bir kez daha tercihini küresel aktörlerin beklentisi yönünde kullanmadı. Aynı durumu yurtdışında kullanılan oylarda da görüyoruz. Bazı batılı ülkelerin siyasal hakları yasaklayan, ifade ve toplantı özgürlüğünü hiçe sayan ve ülkelerindeki Türkleri açıkça tehdit eden yaklaşımlarına rağmen, yurtdışındaki seçmenler, yine rekor oranında sandığa gitti. Tercihini bu ülkelerin beklentileri yönünde değil, kendi tercihleri yönünde, büyük oranda AK Partiye destek vererek gösterdi. Seçmenlerin küresel baskılara göre değil, kendi tercihlerine göre oylarını kullanmaları ilgili ülkeler için de, milletlerin tercihlerine saygılı olan küresel aktörler için de dünya barışı için de kuşkusuz çok değerlidir.

Türkiye 2000’li yıllardan sonra milli gelirini 2000 dolarlardan 10000 dolarlara çıkarmıştır. Özgürlük ve demokrasi çıtasını yükseltmiştir. Suriye, Irak, İran, Yunanistan, Libya, İsrail, Ukrayna, Gürcistan gibi komşusu sayılabilecek ülkelerdeki olumsuz gelişmelere rağmen, barış, huzur ve umut adası olarak kalabilmiştir. FETÖ ve diğer darbe girişimlerini bertaraf edebilmiştir. 2016’da gerçekleştirdiği referandum ve bu haftaki seçim ile yaklaşık 150 yıllık demokrasi tarihinde çok köklü bir değişim yaparak başkanlık sistemine geçmiştir. Türkiye esasen bütün bunları demokratik siyasal sistemi sayesinde başarabilmiştir. Serbest, açık, şeffaf ve rekabetçi seçimlerle, Milletinden güçlü bir siyasal ve toplumsal meşruiyet derleyen bir siyasal iktidara sahip olmasaydı bütün bu demokratik değişim ve dönüşümleri gerçekleştirebilmesi nerede ise imkansızdı. Türkiye gerçekleştirdiği bu başarılar ile sadece ülkesinin değil, bölgesinin ve batılı ülkelerin de çok önemli oranda yükünü almaktadır. Batılı ülkeler üç mülteci için endişe taşırken, Türkiye 3.5 milyon mülteciye ev sahipliği yapmaktadır. Türkiye’deki demokrasinin ve istikrarın değeri herkesçe iyi bilinmeli.

Bu haber toplam 156 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
GÜNCEL

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi