Konya Aydınlar Ocağı’nın Salı Sohbetleri’nde İmam-ı Gazalî’nin hayatı ve görüşleri konuşuldu. Sille Kültür Evi’nde gerçekleştirilen sohbette Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Özgen, “Vefatının 900. Yılında İmam-ı Gazalî'nin İslam Düşünce Tarihindeki Yeri”ni anlattı.
İmam-ı Gazalî’nin, bugün bir kısmı İran toprakları içinde kalan Horasan'ın Tûs şehrinde hicri 45 tarihinde (M. 1058) doğduğunu ve yine Tûs yakınlarında Tabira kasabasında 55 yaşında vefat ettiğini belirten Mustafa Özgen, İmam-ı Gazali’nin mütevazı bir aileden geldiğini ve babasının yün satarak ailesinin geçimini sağlayan tasavvuf ehli birisi olduğunu ifade etti.
Sözlerine “Gazali hazretleri 3-5 yaşlarında iken babasını kaybeder. Babası vefat etmeden önce bir arkadaşına “Bu iki çocuğum Ahmed ile Muhammed’i sana vasiyet ediyorum. Bunların okumalarını temin edip, ilim erbabı olmalarına sen yardımcı ol” diyerek emanet eder. O arkadaşı da çevreden yardım almadan ve helal lokma yedirmek suretiyle emanet çocukları yetiştirmek ister. Maddi gücü yetmeyince İmam-ı Gazali’yi kardeşi Ahmed ile birlikte medreseye teslim eder” şeklinde devam eden Özgen hoca, şunları söyledi:
“İlimler gönülde ve akıldadır”
“İmam-ı Gazali’nin, talebelik yıllarında devrin meşhur âlimi Cüveyni’den Nişabur’da kelam dersleri almaya başlar. Tus’a dönerken haramiler tarafından kervanın önü kesilir ve onun eşyaları da gasbedilir. Bunun üzerine Gazali, haramilerin başı olan kişiye; “Ben ilim peşinde koşan bir talebeyim, tesbit ettiğim ilmi yazılarımı ve notlarım ile kitaplarım var aldığınız eşya içinde. Bunları kaybedersem benim hâlim nice olur? Emeklerim boşa gider!” demesi üzerine haramilerin reisi buna kahkahayla cevap verir: “Sen nasıl ilim sahibisin ki, kâğıtların elinden alınınca ortada kalıyorsun, sermayen yok olup gidiyor?” Bu cevap Gazali'de şimşekler çakmasına sebep olur. Artık kitaplardaki ilme güvenmekten vazgeçer, ilmi hafızasına almaya başlar. Ne okursa, ya ezberler, ya da fikir olarak hazmedip, özetini benimsemeyi esas alır.
Bu gayret ve azmi sayesinde kısa zamanda yaşadığı devir ve muhitin tek âlimi olmaya namzet hale gelen Gazali, Tûs'tan ayrılıp Bağdat’a, Nizamiye medresesine gelir. Burada meşhur Nizamülmülk’ün dikkatini çeker. Sonra 33 yaşında iken Nizamiye medresesinin başmüderrisliğine tayin edilir.”
İmam-ı Gazali’nin şüpheci olmaktan çok araştırmacı bir ruha sahip bir ilim adamı olduğuna işaret eden Özgen hoca, Gazali’nin felsefeyi ve felsefecileri tenkit ettiğine dikkati çekerek “İmam-ı Gazali felsefede dirayetli bir âlimdir. O beş duyunun bazen insanı yanıltabileceğini dile getirir. Akılsız din olmaz, akılda da din durmaz diyerek felsefecilere geliniz kendinizi nakle bağlayınız. O da Peygamberin hadisleridir” demiştir” dedi.
Bütün tasavvuf erbabı mutasavvıfların “Allah’ım maksadım ve maksudum Sensin” diyerek asıl güç ve kuvvetin kaynağına yöneldiklerini ve hep ona kavuşmak için yandıklarına işaret eden Özgen Hoca, İmam-ı Gazali’nin 10 yıl süreyle Şam’da inzivaya çekildiğini ve o sırada İhya-ı Ulumiddin adlı eserini yazdığını belirterek “Yani İmam-ı Gazali, o devirde çarpıtılan, içi sulandırılan dini ilimleri tekrar ihya etmek için İhya-ı Ulumiddin adlı eserini kaleme aldı” dedi.
MİSTİSİZM VE TASAVVUF
Sohbetin soru-cevap kısmında kendisine sorulan sualleri de cevaplandıran Mustafa Özgen hoca, iki ilmin üstadsız olmayacağını belirterek bunlardan ilkinin kıraat, diğerinin de tasavvuf olduğunu söyledi. Özgen, mistisizm ile tasavvuf arasındaki farkla ilgili soruya da “Mistisizm acı su gibidir kalbi öldürür. Tasavvuf ise doyurucu tatlı su gibidir gönlü canlandırır. Tasavvuf erbabı mutasavvıflar devamlı olarak ‘zahirimiz halkla, batınımız Hakk’la’ demişlerdir” şeklinde cevap verdi.
Özgen ayrıca, İmam-ı Gazali’nin, Farabi ve İbni Sina’yı “kâinat ebedidir” dedikleri için dinden çıktıklarını söylediğini sözlerine ekledi.
230 defa okundu...









Salih Sedat ERSÖZ
Mehmet Emin Parlaktürk
Ömer Lütfi ERSÖZ
Mustafa Balkan
Yücel Kemendi
Adem Seleş
Cemil Paslı
Aşık Ataroğlu
Cemaleddin Sancar
Kazım Öztürk
1.573
2.2030
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?
