Her şeyden önce şunu söyleyelim ki, Allah bizlerden bazı ibadetleri yapmamızı istemiş ve bunun açıklaması, yaparak öğretme işini Resûlullah a.s. Efendimize bırakmıştır. Yani ibadetlerin yapılışını bize öğreten O’dur. Hiç kimse kendiliğinden bir ibadet koyamaz veya şöyle yapmak daha iyidir, diyerek bir ibadet şekli, ihdas edemez. Buna göre dört rekâtlı namazların ikişer rekât kılınabileceği hususu yalnızca sefere mahsustur. Bunun da sebebi, bizzat seferin kendisinin güçlük içermesidir. Bu illet alınarak başka güçlüklerin bulunduğu zaman ve zeminde de aynı uygulamanın yapılması mümkün değildir.
Kur’ân-ı Kerimde Allah şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kâfirlerin size kötülük etmelerinden/ saldırmalarından korkarsanız namazı kısaltmanızdan dolayı size bir günah yoktur” (en-Nisâ’, 4/101).
İslâm âlimleri bu ayette geçen “namazın kısaltılması” ibaresini farklı iki şekilde yorumlamışlardır. Meselâ İmam Şafii “Aslında seferi olan kimsenin namazı da dört rekâttır; fakat sefer sırasında ruhsat olarak bunu iki rekât kılar”.
Hanefiler ise esas itibariyle konuyu şöyle değerlendirirler: “Aslında mukim veya seferi olan kimse için farz kılınan namaz iki rekâttır ve mukim olan kimsenin bunu dörde tamamlaması (mecazen) ruhsattır. Misafir için iki rekât kılınması asıl olarak kalmıştır. Bu durumda seferi olan kimsenin iki rekât kılması ruhsat olmayıp bir azmet hükümdür. Bu sebeple de dörde tamamlaması uygun olmaz; sünnete aykırı olur”. Hanefiler şu rivayetlerle de bu görüşlerini desteklerler: Sahabî olan İmrân b. Husayn şöyle rivayet etmiştir: “Resûlullah a.s. ne zaman sefere çıksa, akşam namazı hâriç, bütün namazlarını iki rekât olarak kılardı”. Bundan çıkan hüküm şudur: Eğer dört rekâtlı namazları seferde iki rekât olarak kılmak ruhsat olsaydı, Resûlullah a.s. Efendimiz de bunu her zaman yapmaz aksine bazı seferlerinde iki rekât kılarken, bazen de dörde tamamlardı. Çünkü iki ibadetten daha faziletli olanı tercih etmek O’nun âdeti idi. Bu durumda da ruhsatın yerine azimet hükmünün uygulanması, sevabı daha çok olacağı için, bunu yapmak faziletli idi. Zira daha faziletli olanın devamlı olarak terk edilmesi fazilete uygun değildir. Hâlbuki O seferde hiç böyle bir şey yapmamıştır.
Nitekim hicretten sonra Mekke’de bulunduğu günlerde dört rekâtlı bir namazı kıldırdığında iki rekât olarak kıldırmış ve bitirince de “ey Mekkeliler, siz namazınızı dörde tamamlayın; çünkü biz misafiriz”, demişti. Eğer seferde dört rekât kılmak caiz olsaydı iki sebepten dolayı Resûllullah a.s. namazını kısaltmazdı: 1. Harem bölgesinde yapılan ibadetlerin ecir ve sevabı başka yerlerde yapılanlara göre kat kat fazla olacağı için O, burada daha çok ibadet etmek isterdi. 2. Bu namazda Resûlullah a.s. imamdı ve arkasında mukim olan Mekkeliler bulunmaktaydı. Bütün rekâtlarda onlara imamlık yaparak imamlığın faziletinden faydalanmak ister ve onları kılacakları son iki rekâtta yalnız bırakmazdı. Böyle yapmadığına göre Hz. Peygamber a.s.’ın davranışı bizim söylediklerimizi desteklemektedir.
Abdullah b. Ömer’e seferde namazın nasıl kılınacağı sorulduğunda o şöyle dedi: “İkişer rekâttır. Kim bunun böyle olduğuna inanmazsa (yapmazsa değil) küfre girer”. (Bu bilgileri, Hanefi âlim Alâüddin Ebu Bekr b. Mesûd el-Kâsânî’nin el-Bedâiu’s’Sanâi’ Fî Tertîbi’ş-Şerâi’ adlı eserin ilgili bölümünden özetledim).
Mustafa UZUNPOSTALCI
596 defa okundu...









Salih Sedat ERSÖZ
Mehmet Emin Parlaktürk
Ömer Lütfi ERSÖZ
Mustafa Balkan
Yücel Kemendi
Adem Seleş
Cemil Paslı
Aşık Ataroğlu
Cemaleddin Sancar
Kazım Öztürk
1.573
2.2030
Yeni tasarımımızı nasıl buldunuz?
