Bugün; 08 Şubat 2023, Çarşamba
Ahmet EFE
Metni küçült
Ahmet EFE
Cümle Kapısı
TE’VÎLÂTܒL-KUR’AN’ ın Türkçeye Tercümesi’nden NOTLAR -2-
Tarih : 2022.12.05  12:46:26

* Mecûsîler yeniden dirilmeye ve kıyâmete inanmamaktadır, Yahudiler ise inanırlar. Yeniden dirilmeye inanmaları ve kıyâmeti tasdik etmelerine rağmen Yahudiler dünya hayatına, bunlara inanmayan Mecûsîlerden daha düşkündürler. (s. 213)

* Yahudilerin Cebrail’e düşmanlık göstermelerinin temel sebebi aziz ve celil olan Allah’a içten bir düşmanlık beslemeleriydi, ne var ki bu düşmanlığı açıkça dile getirmeye cüret gösterememişlerdi. Anlaşılmış oluyor ki bu tavır Allah düşmanlığının üstü kapalı bir ifadesidir. Bu husus aşırı Şiîler’in (Refâfız) Resûlullah (s.a.) hakkında reva gördükleri dil uzatmanın iç yüzüne de ışık tutmaktadır. (s. 214)

[Te’vîlât’a bir şerh yazan büyük âlim] Alâeddin es- Semerkandî şöyle der: Yahudiler bu anlayışlarında Revâfız’ın Gurabiyye zümresine benzemektedir. Onlar da Cebrail aleyhisselâma dil uzatmışlardır. Ona vahyi Hz. Ali’ye (r.a.) getirmesi emredildiği halde yanılarak Muhammed’e getirmişti. Çünkü Ali bir karganın diğerine benzemesi gibi Muhammed’e benziyordu. Gurâbiyye bu sebeple Cebrâil’e kin tutmuş, ona ve Resûlullah’a dil uzatmışlardı. Aslında bunun temel sebebi içlerinde besledikleri Allah düşmanlığı ve rubûbiyyet karşıtlığıdır. (Dipnot: s. 214)

* Gurâb, karga demektir. Sapkın bir mezhebe isim olmuş.

* İmam Mâtürîdî’nin açıklamalarına göre, Kur’anda nasih ve mensuh vardır. Şunları söylüyor: “Âyetin tamamen kaldırılması caiz olduğu gibi hükmünün kaldırılıp metnin bırakılması da bazı sebeplere bağlı olarak câizdir. Birincisi neshin fiilen gerçekleşmesidir. Şu halde neshi inkâr edenin telakkisi kökünden yıkılmıştır, çünkü nesih fiilen vardır. Buna rağmen neshi inkâr eden, onun mahiyetini bilmemesinden dolayı inkâr eder. Nesih, hükmün geçerliliğinin belli bir zamanda sona ermesidir, bu Yahudilerin ileri sürdüğü gibi “beda” yani sonradan farkına varma değildir. (s. 227)

* Bir de âyetin kendisinin (metninin) kaldırılıp okunmasının unutturulması (ve hükmünün devam etmesi) câizdir. Nitekim Hz. Ömer’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: “Biz Ahzâb sûresini Bakara sûresine denk tutardık, sonraları ondan bazı ayetler kaldırılmıştır (nesh), şu metin onlardan biridir: “Yaşlı erkek ile yaşlı kadın zina etiklerinde onları tereddütsüz recmedin.” (s. 228)

* “İslâm’da recm cezası yoktur!” diyenler Hz. Ömer’in (r.a.) sözüne itibar etmedikleri gibi nasih ve mensuh meselesini de kabul etmemekte, Ehl-i Sünnet’e muhalefetle bir şöhret kazanacaklarını zannetmektedirler…

* Neshin hikmeti ve amacı nedir diye sorulursa şöyle cevap verilir: Nesih inananlara yönelik bir imtihandır. Allah’ın, insanları, dilediği zamanda dilediği şeylerle imtihan etmesi tabiîdir. Öyle ki zamanın bir döneminde bir şeyi emreder, sonra onu yasaklayıp başka bir davranış emrini verir. Bunda hikmet dairesinin dışına çıkmak söz konusu olmadığı gibi bedâ [Sonradan farkına varıp, yanıldığını anlayarak önce verdiği karardan vazgeçme işi]  durumu da yoktur. Şüphe yok ki O, ezelden beri olanı ve olacağı bilmekte, yerli yerinde fiil işleyip hüküm vermektedir. Aşırıya kaçan söz söylemekten Allah’a sığınırız. (s. 230)

* Namaz kılanın her davranışı Allah’ın o noktadaki sınırsız nimetine karşılık olarak bir şükür konumunda bulunur. Servete mukabil şükretmenin (zekat vermek) durumu da bunun gibidir. (s. 237)

* İslâm kelimesinin anlamı şudur: Varlığını Allah’a özgü kılıp ne mabud kabul etme ne de ibadet etme açısından kimseyi ortak koşmaman. (s. 240)

* “Kün fe-yekûn” (“Ol” der, o da oluverir) ifadesi Allah’ın gerçekten “kâf” ve “nûn harfleriyle “kün” demesi anlamına gelmez. Ancak bu, anlaşılabilir tam bir manayı en kısa sözle ifade edebilen bir metindir. Arap dilinde anlaşılabilecek bir muhtevayı iki harfle ifade edecek bundan daha kısa bir ifade tarzı bulunmamaktadır. (s. 249)

* Kâfirlerden yiyecek satın almanın sakıncalı olmadığını ve bunun, izledikleri yolda onlar için bir destek mânası taşımadığını söylemek mümkündür. (s. 263)

* İmam Mâtürîdî’ “Hikmet” kelimesini açıklarken bu konuda belirtilen değişik tarifleri vermekte ve özetle hikmetin “fıkıh” demek olduğunu, “din” yahut “sünnet” manasına geldiğini, helal ve harama dair hükümler olduğunu, söz ve fiilde isabet anlamına geldiğini yahut bu kelime ile bizzat Kur’an’ın kastedildiğini söylemektedir. Bu son görüş sahipleri “Kitap” kelimesinin hemen arkasından “hikmet”in zikredilmesi te’kit (yani ifadeyi kuvvetlendirmek) içindir şeklinde açıklama yapmışlardır… (s. 274)

* Peygamberlerin dünyada olduğu gibi ahrette de birbirinden farklı derecelerde bulunmaları câizdir. (s. 277)

* “Hanîf” kelimesinin “samimi Müslüman” mânasına geldiği ifade edilmiştir. (s. 281)

* Bize göre nesih hükmün belirli bir vakitte sona erdiğinin beyan edilmesidir. Azameti yüce Allah’ın her an hükümler koyma ve kurallar vazetmesi ulûhiyet makamının gereğidir; bunu bazen kitapla bazen da Resûlünün (s.a.) lisânıyla açıklar. Allah daha önce Resûl-i Ekrem’e Baytülmakdis’e yönelme yetkisi vermişti. Sonra zamanı gelince Kitap o hükmü neshetmiştir; diğer hükümlerde de durum benzer şekildedir. (s. 289)

* Zenâdıka (tekil şekli: zındîk) Allah’a ve ahret gününe inanmayanlar demektir. Zındık, içindeki duygu ve düşüncenin zıddını sergileyen bir münafıktır. Bazılarına göre zındık kelimesi “zen” ve “din” kelimelerinden mürekkep olup kadın dinine bağlı kimse demektir. Sahih olan görüşe göre zındık, iki tanrının varlığını savunan Mecûsî Zerdüşt’ün kitabı Zend’e inanan manasına gelen zendîden Arapça’ya uyarlanan bir kelimedir. Zındık, Hz. Peygamber’in (s.a.) nübüvvetini kabul etmesine rağmen kâfirdir. Zenâdıka, ayrıca meczuplar içinde yer alıp bâtıla saplanan teşbih taraftarı bir gruptur. (Dipnot: s. 326)

* Şeytan vesvese verir ve çağrıda bulunur. İnsan ona itaat ederse şeytan için ne âlâ, etmezse insan üzerinde bunun dışında bir otoritesi yoktur. Binaenaleyh şeytan zayıf bir yaratıktır. (s. 337)

* Bize göre tevatür, âlim ve müçtehitler zümresinden aksi bir fikir ve yadırgama olmaksızın bir şeyle amel edilmek suretiyle fiilen oluşur. (s. 369)

* İbadetler imana bağlı davranışlar (tevabi’) diye nitelendirilmiştir. Bu sebepledir ki –diğer kulluk vesilelerinin aksine- iman dünyada da ahrette de hiçbir şekilde sahiplerinden ayrılmaz. Bu bağlamda iman başkası sayesinde değil, diğer iyiliklerse ancak iman sayesinde var olabilmektedir. (Dipnot: s. 341)

* Abdullah b. Mesud’dan (r.a.) rivâyet edildiğine göre şöyle demiştir: İnsanlar içinde sevilmemeye en çok müstehak olan kişi kendisine “Allah’tan kork!” denildiğinde, “Sen kendinle ilgilen!” diye cevap veren kimsedir. (s. 441)

* Hz. Ebû Bekir, bedenen zayıf da olsa ashâb-ı kirâmın en cesur ve azimli şahsiyeti, dine bağlılık konusunda en kararlısıdır. (s. 442)

( Devam edecek)

Bu makale toplam 113 defa okunmuştur
Makaleyi Paylaş :
Yazarın Diğer Yazıları
Yazarın Tüm Yazıları

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi