Bugün; 20 Haziran 2018, Çarşamba
Mehmet Emin Parlaktürk
Metni küçült
Mehmet Emin Parlaktürk
GÜNCELLEME
Tarih : 2018.03.13  00:03:53

parlakturk@gmail.com

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “dinin güncellenmesi” ile ilgili açıklaması sonrasında bilen bilmeyen herkes olumlu olumsuz pek çok şey söyledi, söylemeye de devam ediyor.

Cumhurbaşkanımızın çağrısına muhatap bir İlahiyatçı olarak (Emekli bir Müftü ve fıkıh dalında mastırını tamamlayıp doktora çalışması yapmış bir uzman sıfatıyla) ben de bir şeyler söyleyerek görevimi yerine getirmiş olayım.

Diyorlar ki: “Cumhurbaşkanı haddini aştı! Görevi olmayan bir alanda konuştu, buna hakkı yok!” Böyle bir yaklaşım doğru değildir. Çünkü, ülkeyi en üst makamda yöneten bir kişinin, halkı doğrudan etkileyen konulara dikkat çekmesi kadar tabii bir şey olamaz! Ekonomik, diplomatik, sosyal, siyasal, kültürel, sportif…vb. pek çok alanda konuşan bir halk liderinin, kanaatimce dini alanda da uyarı görevini yerine getirmesi gayet doğaldır.    

Sayın Erdoğan’ın neler söylediği bu sütunun hacmini aşar. Meraklısı, konuşmalarına arşivden bakabilir. Cumhurbaşkanımızın söylediklerinden anlaşılması gereken özetle şudur: “Din adına bugün insanlara anlatılan ve sosyal medyada tartışılan konuların çoğu geçmişin din anlayışıdır, Eskiye ait fetvalar o zaman için gerekli, doğru görüşler olabilir ama artık bugün o fetvaların zamanı ve hükmü geçtiğinden yeniden ele alınması, güncellenmesi gerekir…”

Bazılarının iddia ettiği gibi, Cumhurbaşkanının konuşmasından asla “Kur’an’ın güncelleştirilmesi” sonucu çıkmaz. Ne Kur’an ayetlerinin ne de Kur’an’ın pratiği olan mütevatir Sünnet’e dayanan dinin aslî hükümlerinin  –ki buna nass diyoruz-  değiştirilmesi söz konusu olamaz. Buna kimsenin gücü de yetmez. Din başka, dini yorumlar başkadır. Din tektir, kaynağı İlahîdir, tümüyle Allah’ın mesajlarıdır, vahiydir, Kur’an’dır. Dinî yorumlar ise pek çoktur ve hepsi insan kaynaklıdır, değişkendir, hata ve yanlışa açıktır. 

Fıkıh ıstılahına girmeden herkesin anlayabileceği dille söyleyelim ki; Kur’an’da emirler ve yasaklar bellidir. Bunun dışında kalanlar hakkında Rasulüllah (s.a.s) efendimizin herhangi bir sözü, uygulaması veya onaylaması varsa -ki vardır- işte biz Müslümanlar için bunlar asıldır ve hepimizi bağlar. Sahabeler Kur’an’ın emir ve yasaklarını biliyorlar ve hakkıyla uymaya çalışıyorlardı. Dinen tereddüt ettiği konularda da Rasülullah’a soruyorlardı. O da vahiy ile cevap veriyordu. Bazen, vahiy gelinceye kadar cevap vermez, beklediği olurdu. Kur’an’da “Yes’elûneke=Sana soruyorlar” diye başlayan ayetler böyle cevaplarla doludur. Vefatından sonra ise, sahabeler ve sonrakiler, Kur’an ve Sünnet’te bulamadıkları yeni meseleleri, ya kendilerinden daha ehil kimselere soruyorlar ya da mevcut bilgileriyle kendileri içtihat ediyorlardı. Böylece, yeni yeni hükümler ortaya çıktı.

Bu durum, hicretin ikinci asrından sonra hızlandı. İmam Malik, Ebu Hanife, İmam Şafii, Ahmed bin Hanbel gibi âlimler, ortaya koydukları metot ve görüşlerle ümmetin pek çok meselesine çözüm bulmaya çalıştılar. Bunlardan sonra gelen talebeleri, müçtehit imamlar ve fakihler de bu durumu sürdürdüler. Tabiatıyla bu görüş ve fetvalar, tamamen beşer kaynaklı olduğu için hatadan salim değildi. İsabet edenler olduğu gibi, etmeyenler de vardı ve bu olağandı.

O dönemin âlimleri, iyi niyetle ve zamanın şartlarına göre meselelere çözüm bulmaya çalıştılar. Hatta, olmuş hadiselere fetva vermenin yanında, olmayan veya olması muhtemel meseleler hakkında da fetvalar verdiler. Böylece büyük bir fıkıh külliyatı oluştu. Hicretten bu yana 1439 yıl geçti, şimdi Hicri 15. asırdayız. İlk asrı yani Asr-ı Saadet’i çıkarın, tam 14 asır öncesine kadar giden; görüş, içtihat, fetva ve yorumlardan bahsediyoruz.

Hayat dinamiktir, İslam dini de evrensel ve kıyamete kadar baki olduğuna göre, bu dini her çağa taşımak, zamanın problemlerine çözüm bulmak, yeni sorulara cevap vermek, Cumhurbaşkanının görevi değil, bu çağın din âlimlerinin, ilahiyatçı (uzman) akademisyenlerin, müçtehitlerin, fakihlerin görevidir. M.Âkif’in söylediği gibi:

Doğudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı”

Önceki âlimler görevlerini yaptılar, şimdi görev günümüz âlimlerindedir. Bunlara düşen görev; Cumhurbaşkanımızın dini alanda söz söyleyip söylemeyeceğini tartışmak yerine, çağımız meselelerine kafa yorup Kur’an ve Sünnet doğrultusunda çözüm üretmeye çalışmaktır.


Bu makale toplam 516 defa okunmuştur
Makaleyi Paylaş :
Yazarın Diğer Yazıları
Yazarın Tüm Yazıları

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi