Bugün; 07 Ağustos 2020, Cuma
Sıtkı YONCA
Metni küçült
Sıtkı YONCA
Yazar
Kendimiz ve Tutkularımız
Tarih : 2020.07.26  17:03:48

            Kendimi hiçbir zaman yazar olarak tanımlamadım, ünlü yazarların statü olarak durduğu yerde konumlandırmak gibi bir seviyesizlik yaptığımı da hatırlamıyorum. Hele Türk edebiyatının duayenlerini, usta kalemlerini tanıdıkça hiç yazmamayı düşündüğüm zamanlarım oldu ama sadece bir söz vermişliğin arkasında durmak adına üç yıldır yazı yazmış olmam bu kanaatimi değiştirmedi değiştirecek değildir. Yazılarımızın altında ki yazar spotunu gördükçe Necip Fazıl’dan, Peyami Safa’ya, eleştiriye açık düşüncelerine rağmen kullandıkları edebi üslup itibariyle Reşat Nuri’den Yakup Kadri’ye, fikir üretmede fazileti kollayan İsmet Özel’den Sezai Karakoç’a kadar ki ustalardan hicap ettiğim zamanlar oldu. Hele de bundan önceki yazımızda bir vesileyle alıntıladığım ‘’Balzac’ı tanımasaydım romancı olurdum’’ diyerek kendisine haddini bildirme cezası veren Cemil Meriç gibi bir dehayı tanımış olmak utancımı derinleştirdi.

                ‘’Kişi Nasıl Kendisi Olur’’ isimli eserinin önsözünü ‘’işte böyle kendime yaşamımı anlatıyorum’’ cümlesiyle bitirdikten sonra 1 numaralı yazıya Neden Böyle Bilgeyim başlığını koyan Fredrich Nietzsche’ye neyi biliyordun ki diye sormadan edemedim. İnsanın en büyük zaafı, bu çok bilgili olduğu  veya en doğruyu bildiği iddiasıyla kendisini kandırmış olmasıdır. Mesela aynı eserinde ‘’acıyanları kınamsıyorum. Çünkü utanmayı, saygıyı, insanları ayıran aralıkları sezme duygusunu kolayca yitirirler. Acıma o ayaktakımı kokusunu belli eder, görgüsüz davranışlara öyle benzer ki ayırt edilemez’’ diyen Nietzsche’ye acıma duygusunu tanımayan insan, insanımsı bir varlık olmaktan öteye bir anlam taşımaz, anne hayvan bile yuvasını merhamet üzerine bina eder itirazında bulunsak ikinci bir delilik nöbetine tutulacağını bekleyebiliriz. Çünkü acımasızlık bir tutkuya dönüşmüştür. Ne deseniz faydasızdır. Eserin bir başka yazı başlığını ‘’Neden Böyle Akıllıyım’’ bir başkasına ‘’Neden Böyle İyi Kitaplar Yazıyorum’’ başlığını koyan ve kendisini yarı tanrı ilan etmiş bir insanımsı için yukarıdaki hükmümüz çok insafsız sayılabilir mi? Allah’ı kaybeden insan tutkularının esiridir, tutkularının yani doğru bildiği yanlışlarının.

                Tutkuların sadece Allah’ı kaybeden insanı değil, Müslüman kimliğiyle tanıdığımız insanları da esir alması başlangıçta bizi şaşırtabilir olsa da, örneklerin çoğalması bu şaşkınlığı adeta normalleştirir ki; bu normalleşme, gerçek cihad ehli Müslümanı gevşetebileceği tehlikesini taşır; özellikle imanın kalpte tam bir neşeyle yankı bulmadığı bireylerde ,demek böyle de olabilirmiş veya biz yanlış düşünüyormuşuz gibi bir yola sapma ihtimali olduğu için. Eğitim süreçlerinde verilen yanlış bilgilerin zamanla Müslümanda tutkuya dönüşmesidir anlatmaya çalıştığımız. Bilgilerin aktarımında sorgulanamaz bir zarfın kullanılması, bireyi hipnozlar ve öyle bir an gelir ki birey, toplumun aynasında kendisini inkar ettiğinin bile farkında olamayacak kadar şuurdan yoksunlaşır, namaz kılan, hacca giden, oruç tutan insanın Müslüman kardeşini laiklik karşıtı olmakla suçlaması gibi. Nietzsche kendi tutkularını tanrılaştırdığı için Hristiyanlığa düşman olmuştur ve bunun farkındadır, bizimkiler Müslüman olduğuna inandığı halde İslam’a düşmandır fakat farkında değildir. Müslümanı, Atatürk düşmanı etiketiyle yaftalayan kendinden koşullu Müslüman tipinin binlercesini sosyal medyanın kirli denizinde görürsünüz örneklemek isterseniz. Selamlar.

 

Bu makale toplam 682 defa okunmuştur
Makaleyi Paylaş :
Yazarın Diğer Yazıları
Yazarın Tüm Yazıları

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi