Tanıtım toplantısının, bu projeyi yapan Mimar Murat Tabanlıoğlu’nun kendi reklamına dönüştüğünü görmüş olsam da Tabanlıoğlu’nun anlattıkları, Berlin ve Viyana’daki devasa Kültür Merkezleri’ni gözümün önüne getirmeye yetti de arttı bile. Birleşik Almanya’nın başkenti Berlin ile Avusturya’nın başkenti Viyana’da, Belçika’nın başkenti Bürüksel ve Hollanda’nın başkenti Amsterdam’daki kültür merkezlerinin nasıl çok amaçlı salonlarla donatıldığı ve bu merkezlere; dünyadan ve diğer ülkelerden gelen tiyatro ve müzik topluluklarının kendi kültürel değerlerini hem kendi insanlarına, hem de o şehrin sakinlerine yaydıklarına şahit oldum.
Müslüman Türk toplumunun kimliğini oluşturan ve diğer toplumlardan farklı kılan maddi ve manevi hususiyetlerin bütününü oluşturan kültür, inancımız başta olmak üzere gelenek ve göreneklerimiz ile düşünce biçimlerini de içinde barındırmaktadır. Dağda yaşayan insanların kültürü ile ovada yaşanların kültürü bir olmamakta, farklılık göstermekte ve coğrafi şartlar da bunu son derece etkilediğinden insanlar, birbirleriyle de bu açıdan etkilenmekte/etkilemektedirler. Kaldı ki kültürler birbirlerinden de son derece etkilenirler. Şu durumda küresel anlamda hakim kültür, Amerikan kültürüdür. Amerikalılar, kendi kültürlerini Hollywood’daki sinema stüdyolarında ürettikleri uzun ve kısa metrajlı filmlerle yaşatmaya ve diğer milletler ile toplumlara ihraç etmek suretiyle yaygınlaştırmaya büyük itina göstermektedir.
İslâm toplumlarında ev, cami ve medrese arasında kurulan üçgende oluşturulmaya çalışılan ve kısaca “hars” olarak nitelendirebileceğimiz din ile manevi değerlerimizden doğan kültürel etkinlikler, bizim hayat biçimimizi meydana getiriyordu. Batılılar, kendi “yaşam biçimleri”ni Kültür Merkezleri’ndeki opera ve bale salonlarında yaşattılar. İkinci cihan harbinde yerle bir olan Almanya’yı, kısa zamanda dünyanın sayılı ülkeleri arasına sokan yeğane amillerden birisi de; kültür merkezlerine toplanan Almanlar’ın tiyatral, sanatsal ve kültürel etkinlikler yoluyla bilinçlendirilmeleri sayesinde olmuştur.
Benim Selçuklu Kültür Merkezi’ne bakış açım da millî, manevî, dinî kültürel değerlerimle örtüştüğü zaviyeden olacaktır. Batı ülkelerinde gördüğüm ilim ve kültür merkezlerinde Ay-Yıldızlı Türk bayrağına hiç rastlamadım. Hâlbuki Konya’ya yapılan Bilim Merkezi’nin bilbordlara asılan tanıtım afişlerinde her nedense Yunan, Britanya, İtalya ve bizi içine kabul etmeyen AB bayraklarının sallandırılıyor olmasını; son derece garipsediğimi ve lüzûmsuz bir “batı hayranlığı” olarak addettiğimi buradan ifade ediyorum.
Konya gerçekten değişiyor ve büyüyor. Bu değişim ve büyümeye paralel olarak insanlarımıza millî ve dinî değerlerimiz ile kültürümüzün vazgeçilmez kodlarının işleneceği uluslararası düzeyde bir Kültür ve Kongre Merkezi’mizin olmaması, bizi son derece üzüyor ve düşündürüyordu.
Konya, manevi açıdan olduğu kadar millî ve dinî yön ile kültürel açıdan da Türkiye’nin çok önemli bir şehridir. Selçuklu’nun payitahtı olarak hem Osmanlı’ya hem de yeni Türk Devleti’ne öncülük etmiştir. Konya’nın değeri ve ehemmiyeti sayılamayacak kadar çoktur.
Konya’nın önemini gelecek seçimleri düşünen politikacıların ağzından değil de hakiki ilim ve din adamlarından dinlemek gerekir.
Selçuklu Kültür Merkezi’ni Konya’ya kazandırmak için çok ehemmiyetli ve büyük bir adım atan saygıdeğer belediye başkanımızı kutluyor, tebrik ediyorum.
Darısı diğer belediye başkanlarının başına…
--...




Salih Sedat ERSÖZ
Mehmet Emin Parlaktürk
Ömer Lütfi ERSÖZ
Yücel Kemendi
Adem Seleş
Cemil Paslı
Aşık Ataroğlu
Cemaleddin Sancar
Kazım Öztürk
