Kadın Erkek eşitsizliğinde 135 ülke arasında Türkiye 126. sırada yer almış. Bazılarının bunun sebeplerini araştırması gerekirken, neden bu kadar gerilerdeyiz diyerek faturasını da birilerine kesmeye çalışıyorlar.
Hiç şaşırmadım valla.
Kılık-kıyafet ve açılıp-saçılma konusunda, Avrupa’ya benzemeye çalıştık, ve kadınlarımızı kamusal alana sokmadık, geldiğimiz yer 135 ülke arasında ancak 126. sıra. Kısacası kılıkla kıyafetle Avrupa’ya benzemekle bu iş olmuyormuş. Buna benim lügatimde tek bir cevap var oda Duvara Toslamaktı.
Birçok Aydının beğenmediği Osmanlıda, Şehzadeler annesinin gözetiminde sancağa çıkarılarak, Osmanlı’nın geleceği kadının ellerine teslim edilirken, Türkiye’yi 126. sıraya sürükleyenler, kadını Kamusal alanlara sokmuyorlar. Yine Osmanlı sarayında en yüksek maaş alan (padişahın da üzerinde) valide sultan olduğunu, valide sultanların bir eğitim kurumu olan tüm Haremden sorumlu bulunduğunu da maalesef bilmek istemiyorlar.
Yine aynı kişiler Osmanlıda kadının güvencesi yok diyorlar ya; İslâm hukukunun uygulandığı Osmanlı Devleti’nde evlenmelerin kadı huzurunda yapıldığını, sicillere kaydedilmemiş nikâhların geçersiz sayıldığını da bilmiyorlar. Ayrıca gönlü olmadan hiçbir kızın evlendirilmediğini de, Fetvalardan izinnamelerden ve nikah akitlerinden anlamaktayız.
Şeriye Şicillerinde kadınların evlenme, boşanma, miras konularında mahkemelere başvurup haklarını aradıklarına ilişkin kayıtlar vardır. Ve bu kadınlar şiddetli geçimsizlik gerekçesiyle boşanabiliyorlar. Ve karar süresi de günümüzdeki gibi yıllarca sürmüyordu.
Hatta batıda Kadını, Nafaka hakkı nedir bilmezken Osmanlıda kadınının “nafaka hakkı” vardı.
Ve Osmanlıda kadın pekala kendine uygun işlerde çalışabiliyordu; Mesela, Ankara Şer’iyye sicilerine kayıtlı 151 vakıftan 43’ü, 1546 tarihli İstanbul Tahrir defterlerine kayıtlı 2 bin 517 vakıftan 913’ü kadınlara aitti. Osmanlıda kadının Ekonomik Özgürlüğü yok diyenlerin de kulakları çınlasın.
Günümüzde kadınımızın vakıf sayısı kaçtır dersiniz? Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde kayıtlı 26.798 vakıf bulunmaktadır. Bu kayıtlarda 2309 Osmanlı kadının ismi, 1044 kadının vakfiyesi mevcuttur. Bu kayıtlarda günümüzden tek bir kadının ismi yoktur
Ayrıca, Batı’da yıllar boyunca miras erkekten erkeğe geçerken, Osmanlı kadınının miras hakkı vardır. Osmanlı kadını ekonomik haklar bakımından erkeklerin sahip bulunduğu haklara sahiptir.
Hani şimdi hep dillerde kırsal kesim kadınlarımızın ezildiğinden bahsediyoruz ya, Osmanlı da köylü kadın ekim, dikim, hasat, satış konularında erkeğiyle aynı haklara sahiptir. Osmanlı’da kadına sorulmadan hiçbir iş yapılmaz, elde edilen ürün satılmaz… Hatta kırsal kesim kadını erkeklere oranla daha etkilidir. Bu yüzden Osmanlı da köyler “anaerkil” bir yapıya sahiptir.
Osmanlı Şehirlerinde kadınlar dokumacılık, ip eğirme, örgücülük gibi işler yapmakta Örgütlenmekte ve haklarını istedikleri gibi arayabilmektedirler.
Bu sıralamanın sorumlusu; Kılık-kıyafet ve açılıp saçılma konusunda, Avrupa’ya benzemeye çalışanlardır, kadını sömürenlerdir, ve kadınlarımızı kamusal alana sokmayanlardır. Lütfen başka suçlu aramasınlar. Ve bunlar her konuda olduğu gibi bu konu dada sınıfta kaldılar ve duvara tosladılar. Hayırlı olsun.
Sadaka Taşı- Zimen Defteri"
İslam’a göre Yardımların en makbulünün, gizliden gizliye yapılan yardım olduğunda herkes hemfikirdir.
Osmanlı bu iş için ‘‘sadaka taşı" nı icat etmiştir. Eski İstanbul'da yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanarak yapıldı.
Bu taşlar bir buçuk iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamaklı merdiveni olurdu
İhtiyacı olanlar gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ihtiyaçları olduğu kadar parayı alır ve oradan uzaklaşırdı.
17. yüzyıl İstanbul'unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini hayretle yazmıştır.
Osmanlı döneminde İstanbul'un değişik yerlerinde sadaka taşı vardı: Üsküdar'da Gülfem Hatun Camii'nin avlusunda, ve Doğancılar'da, Karacaahmet'te ve Kocamustafapaşa da. Bugün bu taşlardan sadece bir tanesi, Doğancılar' da yarısı toprağa gömülü vaziyette durmaktadır.
O dönemlerdeki anlayış İslam a uygun bir anlayıştı "yapılan bir yardım, yardım alanı küçük düşürmeyecek, vereninde onurlanmasına sebebiyet vermeyecek şeklindedir”.
Yardım denince, başka hayırlı bir gelenekten de bahsetmek istiyorum.
Adı "Zimen Defteri" yada Bizim yaştakilerin hatırladığı kadarıyla “Bakkal Defteri” yada “Veresiye defteri”
Osmanlıda, Hali vakti yerinde olanlar, kıyafet değiştirerek hiç tanımadıkları mahallelere gider, bakkalın, yada manavın uygun zamanlarını kollayarak "Zimen defteriniz var mı?" diye sorarlardı,
"Zimen defteri", o esnafın alacaklarını gösterirdi yani o esnaftan veresiye mal alan mahalle sakinlerine ait hesap defteriydi,
Esnaf defteri çıkarınca gelen kişi, Baştan, ortadan ve sondan şu kadar sayfanın borcunu ödemek istiyorum derdi. Çıkan rakamı hemen çeksiz senetsiz nakit olarak öder. Allah kabul etsin der, ve oracıktan hemen ayrılırdı. Ödeme yapan şahsı, esnaf ta tanımaz borcu ödenen şahısta hiç bilmezdi.
Bunlar sırf Allah'ın rızasını kazanmak ve ihtiyacı olanın sıkıntısını gidermek amacıyla yapılırdı. bu işte hiçbir maddi çıkar düşüncesi gözetilmezdi.
Allahın bizlere de, karşılıksız, riyasız, gösterişsiz yardım yapmayı nasip etmesi dileğiyle..
--...




Salih Sedat ERSÖZ
Mehmet Emin Parlaktürk
Ömer Lütfi ERSÖZ
Mustafa Balkan
Adem Seleş
Cemil Paslı
Aşık Ataroğlu
Cemaleddin Sancar
Kazım Öztürk
