Bir Çekirdek Versem

Bir Çekirdek Versem

Aşık Ataroğlu

1328282114



ulusal gazeteler

OZAN GÖZÜYLE

OZAN SÖZÜYLE

Âşık Ataroğlu (Mehmet Atar)

 

 

Kocaman mı kocaman, altında birkaç tane koyun sürüsünün gölgelenebileceği asırların görgüsünü, tecrübesini, yorgunluğunu, resimlerini üzerinde taşıyan bir ardıç ağacının karşısına geçmiş oturuyordu. Yolda gelirken anıt ağaca gider levhasında bahsedilen anıt ağaç buydu herhalde diye içinden geçiriyordu.

Dallarının yere doğru eğilişinde yılların yorgunluğunu seyredebiliyordu. Ya üzerindeki kuş yuvaları onun bu zamana kadar kaç kuş sürülerine ev sahipliği yaptığını sergiliyordu.

Yaklaştı yaklaştı gövdesine elini değdi. Sarıldı öptü, sanki doksanlık dedesine sarılır gibi sarıldı öptü onu. Acaba bu ardıç ağacı dedemden yaşlımı ki dedi kendi kendine ve etrafını dolanmaya başladı ulu ardıç ağacının. On tane yetişkin kişinin kollarını birleştirerek ancak etrafını sarabilecek bir gövde kalınlığına sahipti. Gövdesine çakılmış bir levhaya gözü takılmıştı.

Levhada kimlik bilgileri yazılıydı. Ardıç olduğunu ve ikibin yıllık bir ömre sahip olduğu belirtiliyordu.

Vaaaay beeee dedi birden dedemin yaşının hemen hemen yirmi misli dedi. Bir daha baktı en dibinden en tepesine. Hemen önünde saygıyla eğilmek geçti içinden ama ardıç ağacının da “evlat yaşıma değil sen geç karşıya da başıma bak” dediğini duydu yüreğinin derinliklerinde.

Mahçup mahçup geri geri çekildi ve ağacın dibinden tepesine kadar her tarafını seyredebileceği bir uzaklığa oturdu. Dedi içinden ben en iyisi en baştan başlayayım seyretmeye dedi. Çok meraklıydı asırlık ağaçları seyretmeye. Ardıç ağacı da evlat yaşıma bakma başıma bak demişti ya zaten dedi içinden.

Ağacı bir güzel süzdükten sonra ikibin yıl boyunca bu ağacın gölgesinde kimler gölgelenmedi ki dedi. Kimler yatıp uyumadı, kimler atını bağlamadı, kimler ağlamadı, kimler türkü söylemedi, kimler gönül eylemedi, kimler sırrını dökmedi, kimler boyun bükmedi, kimler namaz kılmadı, kimler pişman olmadı ki diye hayalinde seyretmeye başladı.

Hangi kuşlar yuva kurmadı ki, hangi avcılar av vurmadı ki, kimler tuzak kurmadı, kimler kafa yormadı. İşte binlerce sırları içinde saklıyordu bu ardıç ağacı.

Bu zamana kadar kimseciklere dememişti bundan sonrada demezdi. Tepeden ta gövdenin toprakla birleştiği yere kadar göz gezdirmiş hayalinde canlandırmıştı ama hala ardıç ağacının evlat baştan başla demesini duyuyordu kulaklarında ve kalbinin en derinliklerinde.

Yeniden başladı en başından en tepeden yıl yıl düşmeye. Her yıl dallarının biraz daha küçülttü. Küçülttükçe o dalı kaldırdı gövdeden. Gövdenin dalları azaldıkça gövdede inceldi, inceldi.

Tepeden aşağı ine ine ikibin yıllık ardıç ağacı parmak kadar kalın bir fidan haline geldi. Durma diyordu ardıç ağacı yolculuğa devam et. Devam etti bizim meraklı yolcu inmeye. Parmak kalınlığından iplik kalınlığına, daha da inince bir tomurcuğa, daha da inince kocaman ikibin yıllık yani yirmi asırlık ardıç bir çekirdeğin içine giriverdi.

Tamam dedi bizim meraklı yolcu işte şimdi en başına geldim. Heybetli ve haşmetli saygı değer ardıç ağacının bana “yaşıma değil başıma bak” dediği yere geldim işte dedi. Ardıç ağacından hiç ses çıkmıyordu çünkü o daha bir çekirdekti konuşamıyordu bir körpeydi sanki.

Tekrar kalktı, asırlık ardıç ağacına yaklaştı izin alır gibi baktı, dalının ucundan bir ardıç tohumu kopardı. Tekrar yerine oturdu. Tohumu yardı içindeki çekirdeklere baktı, baktı. Demek ey koca ardıç sen bir zamanlar böyle bir çekirdekmiydin. Sende bir ötücü kuş olan cırık kuşunun kursağında mı çatlamaya başladın dedi çekirdeğe.

Şimdi şu ardıç tohumunu birine hediye olarak vermeye kalksan burun kıvırırlar ama hiç akıllarına gelmez ki bunun içinde bir kocaman ağacın saklı olduğunu dedi kendi kendine.

Sonra düşündü demek ki dedi çekirdekler ağaçların, bitkilerin birer firhistesidir. Her çekirdekte bir orman gizli diye mırıldandı. Yine her çekirdek bir ağaç olurken, ağacın en son meyvesi de bir çekirdek oluyor dedi.

Sonra neler geçmedi ki aklının derinliklerinden. Türklerin Anayurdu Orta Asya’dan Batıya olan göçleri sırasında Hoca Ahmet Yesevi(Hz.)nin dervişlerinin Anadolu’ya gelirken kuşaklarının arasında yüzlerce çiçek ve bitki tohumlarını getirdiklerini düşündü. Anadolumuzun manevi fatihleri olan O dervişlerin çekirdeklerdeki sırrı bildiklerini ve kuşaklarında bir bostan, bir sera, bir orman taşıdıklarını fark etti.

Bizim meraklı yolcumuz ulu ve asırların çilesini çekmiş ardıç ağacına bakarken daldı gitti. Ardıç ağacı gözünde kayboldu bir tünel açıldı önünde. Kalbinin dürbünüyle bakmaya başladı bu tünelin derinliklerine. Bu tünelde insanın da Dünyanın bir çekirdeği, Dünyanın ise kâinatın bir çekirdeği olduğunu seyretti.

Demek dedi biz insanları, yaratan Dünyaya bir fihriste, Dünyayı da kâinata bir fihrist yaratmış. Hatta okuduklarını hafızası hatırlattı Dünyanın da bir çekirdeği vardı. İnsanın da bir çekirdeği vardı ve bu çekirdek yaratanın ol emriyle ana rahminde filizleniyordu.

Bizim meraklı yolcu şöyle bir silkindi kendine geldi. Ahhh ah dedi biz insanlar bastığımız yerleri sadece toprak diyip basıp geçmememiz gerektiği gibi, her çekirdeğin içinde de bir ormanın gizli olduğunun idrakinde olabilsek. İşte o zaman hiçbir çekirdeği boşa vermez yeşermesi için toprağın bağrına basardık.

Hiçbir tohumu, hiçbir canlıyı, insanı fuzuli görmez onları yeşertmeye çalışırdık dedi tekrar. Sonra dedem çok akıllı insanmış dedi. Bana anlattığı zaman ben onu akılsızlıkla, saflıkla nitelendirmiştim. Meğer akılsız olan saf olan ben mişim.

“Dedem gençliğinde ege taraflarına çalışmaya gittiğinde bahçe sahiplerinden birine elli tane badem çekirdeği için iki gün zeytin kökü söküverdiğini anlatırdı babagillere de ben çocuk aklımla dedemi saflıkla suçlardım. Ve derdi ki işte o bademlerin bir tanesini bile kırıp yemeden köyüme getirdim ektim şu köyümüzün önündeki, herkesin bağ ve bahçelerindeki badem ağaçları taaa o benim getirdiğim elli badem çekirdeklerinden çoğalma derdi.”

Sonra birden günümüze geldi daha bu yaz salatalık tohumu almıştı çarşıdan bir paketini on beş liraya. Bizim dedemizden ne farkımız var dedi. Dedi ama hemen de aklına geliverdi. Farkımız var hem de çook var dedi. Çünkü dedemgilin zamanında biz kendi ülkemizin çekirdeklerini alıyor, ekiyor onlardan da çekirdek üretiyor, çoğaltıyorduk. Şimdi ise çekirdekleri İsrail den alıyoruz onların da çekirdekleri olmuyor dedi. Bunları konuşurken hem dedesin zamanın farkını, hem de bizim milletimizle İsraillin farkını anladı.

O koca ardıcın yamacında taşa oturmuş ve dalmış gitmiş meraklı yolcunun omzuna birisi dokunuvermişti. Aniden sıçradı, ayağa katlı, arkasına döndü.” Hayırdır hemşehrim ne istiyorsun dedi.” Omuzuna dokunan adam “asıl sen ne istiyorsun, durmadan çekirdek, çekirdek diyip duruyorsun. Kimsin, nesin, nerelisin, ne iş yaparsın, kafayı mı yedin hemşehrim hele hoş geldin” dedi ve meraklı yolcumuzu aşağıdaki buz gibi akan pınarın başına götürdü.

Sularını içip, azıklarını paylaştıktan sonra meraklı yolcu ardıcın karşısında düşündüklerini tek tek anlattı karşısındakine. Tekrar hepimiz bir çekirdeğiz ve bir çekirdekten filizlendik dedi.

Bu derin ve hoş sohbetten sonra ayrılmak ve vedalaşmak için ayağa kalktıklarında meraklı yolcuya ev sahipliği yapan kişi, “hemşehrim bu kadar çekirdek muhabbetinin üzerine eğer dinlersen bende sana bir çekirdek şiiri okuyayım mı” dedi.

Meraklı yolcu memnun olacağını belirtince dağların sevdalısının dillerinden şu aşağıdaki dizeler döküldü.

Rüzgâr esti, dal sallandı, o düştü

Toprağın karnına girdi çekirdek

Oda karanlıktı mevsim de kıştı

Bekledi zamanı durdu çekirdek

 

Bekledi zamanı sessiz ve suskun

Görenler sandılar çekirdek küskün

Onda bir azim var kılıçtan keskin

Çatlattı kabuğu kırdı çekirdek

 

Çatlattı kabuğu toprağı deldi

Demek görünmenin zamanı geldi

Başını kaldırıp biraz yükseldi

Yeryüzüne selam verdi çekirdek

 

Selam verdi herkes selamı aldı

Kökleri toprağın bağrında kaldı

Gülerek toplumun içine daldı

Ayağını yere vurdu çekirdek

 

Ayağını vurdu göklere baktı

Bulutlar çarpıştı bir şimşek çaktı

Rahmanın rahmeti aktı ha aktı

Dal verip yeşertti yurdu çekirdek

 

Dal verdi yeşertti çiçekler açtı

Hayat iksirini etrafa saçtı

Kuşlar düğün yaptı böcekler uçtu

Çiftlere bir yuva kurdu çekirdek

 

Çiftlere bir yuva kurdu şenlendi

Yavruları dile geldi ünlendi

Avazları pek hoş geldi dinlendi

Aşk-ı muhabbete erdi çekirdek

 

Aşk-ı muhabbete öyle bir erdi

Ne çilesi kaldı ne de bir derdi

Erince mükemmel meyveyi verdi

Cennet sofrasını serdi çekirdek

 

Cennet sofrasını kimden almıştı

Acı, ekşi, tatlı nerden bulmuştu

Rengiyle kokusu nasıl olmuştu

Su içerdi toprak yerdi çekirdek

 

Su içmekle toprak yemek gıdası

Nazlı salınışı güzel edası

Gölgesinde dinlenmenin sırası

Çok yolcuya kanat gerdi çekirdek

 

Çok yolcuya kanat gerdi her zaman

Sorarsan cevabı söyler, der zaman

Lokman Hekim elindeydi bir zaman

Merhem olup yara sardı çekirdek

 

Merhem olup çare verilecekti

Şekilden şekle girilecekti

Kaç kez ölüp kaç kez dirilecekti

Kimler sana kafa yordu çekirdek

 

Kimler kafa yordu kafayı bozdu

Bozmayanlar birki bir şeyler yazdı

Acaba kim o’nu gerçekten çözdü

Bilinmez muamma sırdı çekirdek

 

Bilinmez muamma kendini bildi

Nakış idi ama nakkaş değildi

Hal lisanı ile lisana geldi

Bize yaratanı sordu çekirdek

 

Bize yaratanı sordu cananlar

Soruyu düşünen her insan anlar

Sade insanmıydı faydalananlar

Besliyordu kuşu kurdu çekirdek

 

Kuşu kurdu besler ücret almazdı

Onlarda zikreder hiç yük olmazdı

Gece gündüz hiç yolundan kalmazdı

Acep kime göre kördü çekirdek

 

Acep kime göre sormalı elbet

Ataroğlu sohbet buldu nihayet

Ne kadar samimi senle muhabbet

Nerden çıktı nere vardı çekirdek

 

Şiiri dinleyen meraklı yolcu teşekkür ederken ne olur sende kendini tanıt, bu şiirin benim düşüncelerimin çekirdeği oldu diyince, Şiiri okuyan kişi bana Âşık Ataroğlu diye mahlas verdi ustalar diyerek ayrıldılar.

 

 

 

ulusal gazeteler

--...
Toplam 1 yorum yapılmıştır.
yorum başlık buraya
yorum başlık 2
yorumlar buraya » Biraz Laftan Öteye Gidelim (ANA)
» Kıştan Yaza Ulaşmak
» Hepsini Vermek mi? O Verilen Hepsinden Çoğunu Vermek mi?
» Dedemden Dinlediklerim
» Ay'ı Kurtarmak
» Bir Çekirdek Versem
» Ne Bekliyordunuz ya!
» Her Aynada Aynı Güneş
» Yol Belli Yolak Belli
» İcra Kapıya Dayanmadan
» Hiç Olmak için Gelmedik
» Kendin Söyle Kendin Dinle, Kendin Pişir Kendin Ye
» Parayı Veren Düdüğü Çaldı
» EMANET
» Zift mi Kesildin?
» Gül Gülmek midir?
» Aşıkların Mezarı Başında Saz mı Çalınacak
» Üçlük Kurabiliyormuyuz?
» Çiçeklerime Kavuşuyorum
» Gün Döner Güneş Döner
» Her İplik Pazara Çıkmaz
» Bu Kaval Başka Kaval
» Dışı Siyah İçi Beyaz
» Ters Diyelim Düz Çıksın
» Kabak Patladı, Lodos Çıktı
» Gölge
» Şehadetname Meselesi
» Altısı İçinden, Altısı Dışından
» Gülüp Geçtik Çok Kere
» Aşıklar Mecliste Olsalar
» Bir Terzi Masalı
» Bir Yaş Daha Büyüyenler, Bir Yıl Daha Yaşlananlar
» Şiirini Okuyalım Ama Şairini Görmeyelim
» Boz Adamlıktan Muhtarlığa
» Kendine İyi Davran Başkasına İyi Bak
» Nerde O Aşıkların Aşıklar Bayramları ve Aşıklarla Yeni Muhabbet Geceleri
» Kurban Satan Müslüman ile Kurban Satın Alan Müslüman
» BU YILDA BEKLEDİK GELMEDİN
» Annenin Ninnisiyle Gel Kendine Dön Artık
» KİM, KİM İLE NE YAPIYOR
» GEÇERDE DELER GEÇER
» AYDINLIKTAN KARANLIKLAR KORKAR
» ŞİMDİ DE BAYRAMA YAZALIM
» SAĞIRA SELAM VERİLİRSE NE CEVAP ALINIR
» Evet Hayır mı Oynuyoruz
» RAMAZANA YAZMIYORUM
» Aykırı Adam Opr.Dr. Gökhan Darılmaz ve Beyhekim Hastanesi
» KAVUN YEMİYOR
» HANGİSİNİN Kİ KABUL OLUR
» Seviyorum Allahım, Cüneytini Gönder Bize
» MASALLAR ÜLKESİNDEYİZ
» ALLAH İZİN VERİRSE KOCANIIIIIIM
» BAKAN KİM GÖREN KİM
» İP KOPAR MI DERSİNİZ
» YAPBOZ MU OYNUYORUZ?
» KEYlenmeli mi? Söylenmeli mi?
» Atışalım, Atışmazsak Ayıp Olur
» POSTALLARI ZİL ÇALAR
» NE KOKAR NE BULAŞIR
» BİR BAKIŞ YETER
» TAKVİM YAPRAĞI
» TAKVİM YAPRAĞI
» CUMHURİYET AŞKI VAR
» ÖYLESİNE BİR YAZI
» KÖYÜMDEKİ BAYRAM
» Sıcak Ramazan günleri mi, Ramazanın sıcak günleri mi?
» BANA KÖYLÜYÜ KIRDIRMA
» ACILARIN GETİRDİĞİ
» EMEKLİ OLUNMUYOR
» HER KÖYE LAZIM
» KORKUNUN ADI NEYDİ?
» SEVGİ BİR DİK DURUŞTUR
» BUHARLI KALP YIKAMA VE YAĞLAMA İTİNAYLA YAPILIR
» SÜKÛTUN ALTIN OLDUĞU ZAMAN
» BİR ALPERENİN ARDINDAN
» DEFİN KÂĞIDI
» FAREDEN MUHTAR OLURMU
» BAK ŞU HİNDİYE
» ELİNDE TERAZİN Mİ VAR?
» ÂŞIK BABANIN ÂŞIK OĞLU
» BAŞSIZ KALAN BİR ÂLEM
» HERKES AKLINI BAŞINA ALSIN
» MAZİDEN ÖZÜR
» BENİM İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR
» BİZE YÖN VERENLER
» Boyut Değiştirmek
» KAZ MI KOZ MU?
» ATIŞMA KAVGA DEĞİLDİR
» KUYRUK
» Senlik Benlik


KONYA HAVA DURUMU
       


Haber Arşivi  |   Künye  |   İletişim  |   Giriş sayfam yap  |   Sık Kullanılanlara Ekle  |   Sitene ekle  |  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz
Konya Ajans - GençOnline.com.tr
reklam