Erbakan hocamızı ebedi âleme uğurladığımız tarihten bu yana 1 yıl geçti. Türkiye, 2011 Şubat’ında çok değerli bir vatan evladını kaybetmişti ve ülkemiz hocasını yitirmenin derin üzüntüsü içindeydi. Erbakan hoca gibi zatlar ancak bir asırda bir yetişir. Merhum Erbakan hocamız ahlâkıyla, mânevi değerlere bağlılığı ile, ilmiyle, derin şuuru ve feraseti ile, duruşu, nezaketi ve zarafeti ile sadece üniversitede değil siyasette de yaptığı hocalığı ile, ülkemize kazandırdığı büyük eserleri, hizmetleri ve davası için verdiği yılmaz mücadelesi ile hep anılacak, gönüllerimizde yaşamaya devam edecektir.
Ülkemizin büyümesini ve gelişmesini istemeyen dış güçlerin ve onların uzantılarının elinde sömürüldüğü bir dönemde, Erbakan hocamızın tek başına siyasete atıldığı 1969 yılında kendisi için söylenen; “tek çiçekle bahar olmaz, bir kişi tek başına ne yapabilir ki?” sözlerine “evet tek çiçekle bahar olmaz ama her bahar tek çiçekle başlar” diye cevap vererek bitmek tükenmek bilmeyen azmi, enerjisi ve mücadelesi ile Türkiye’nin hocası olmuş, açtığı Milli Görüş Bayrağını zirveye dikmiş ve bu uğurda canlarını vermeye hazır milyonlarla ifade edilen bir kadro yetiştirme başarısını göstermiştir. Bu durum dünya üzerinde çok az kişiye, ülkemizde de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra sadece merhum Erbakan hocamıza nasip olan müthiş bir olaydır.
29 Ekim 1926 tarihinde, babası Mehmet Sabri Bey’in Ağır Ceza Reisi olarak görev yaptığı Sinop’ta dünyaya gelen Necmettin Erbakan, ilk orta ve lise tahsilini yaptığı bütün okulları birincilikle bitirmiş ve İstanbul Teknik Üniversitesine sınavsız girme hakkı kazandığı halde, sınava girerek bu okulda ikinci sınıftan öğrenime başlamıştır. 1948 yılında Üniversitenin Makine Fakültesi’ni bitirdikten sonra aynı yıl aynı üniversitenin Motorlar Kürsüsü’ne asistan olarak atanmış ve hazırladığı üç ciltlik mükemmel doktora tezinden sonra, Üniversite tarafından Almanya`ya gönderilmiştir. Teknik Üniversitesi’nden sınıf arkadaşı olan Süleyman Demirel, kendisinden bir yıl önce okula girdiği halde, ancak bir yıl sonra mezun olabilmiştir. Demirel, şayet bölümünü makinadan inşaata dönüştürmemiş olsa idi, son bir yıl da, Erbakan hocanın öğrencisi olacaktı.
Erbakan, Almanya’da kaldığı 3 yıl içinde Aechen Teknik Üniversitesi`nde biri doktora, biri doçentlik, diğeri de motorlarda ekonomi konulu araştırma olmak üzere 3 tez hazırlayarak dikkatleri üzerine çekmiş ve Leopar tanklarının motorlarını yapan fabrikaya başmühendis olarak atanmıştı. Burada hem benzinle, hem mazotla çalışan tank motorunun projesini gerçekleştiren Erbakan hoca, Almanların bütün ısrarlarına rağmen 1954 yılında Türkiye’ye döndü. Zira O’nun bütün amacı Türkiye’yi sömürülmekten kurtarıp, her şeyini kendisi üreten, ileri ve gelişmiş bir ülke haline getirmekti.
27 yaşında Türkiye’nin en genç doçenti olan Erbakan, 1956 yılında 200 kadar arkadaşı ile birlikte ülkenin ilk yerli motorunu üreten Gümüş Motor Fabrikasının temelini attı ve 1960 yılında hayallerini süsleyen motor üretimini gerçekleştirdi. Daha sonra 20 arkadaşı ile beraber Türkiye’nin ilk yerli otomobili olan Devrim’i 4,5 ayda ürettiler. Türkiye’nin bir çivi bile üretmesini istemeyen dış güçler ile içteki sömürü ve sermaye çevreleri, Erbakan`ın bu başarısı karşısında çılgına dönmüşlerdi. Erbakan’ın sömürücü güçlerle savaşı böylece başlamış oluyordu.
Sömürücü güçlerin tekelini kırmak için önce Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığını ele geçiren Erbakan hoca, sonra TOBB Genel Sekreteri oldu. Bu görevde rahat çalıştırılmayan Erbakan, masonlarla kıyasıya yaptığı mücadeleyi kazanarak TOBB Genel Başkanlığına seçildi. Bu defa karşısına dönemin Başbakanı Süleyman Demirel çıktı ve seçilerek geldiği TOBB Genel Başkanlığından kanunsuz olarak kaba kuvvetle uzaklaştırıldı.
Artık siyasete atılmaktan başka çaresi yoktu. Siyaset yoluyla ülke idaresini ele alacak ve ülkeyi sömürücü güçlerin elinden kurtaracaktı. Bu amaçla Demirel’in Partisi olan Adalet Partisini içeriden ele geçirmek düşüncesiyle 1969 seçimlerinde aday olmak için bu partiye müracaat etti. Mason localarının şiddetli tepkisi ile karşılaştı ve adaylığı veto edildi. Bunun üzerine Konya’dan bağımsız milletvekili adayı oldu. Seçimlerde bütün hile ve sahtekârlıklarla çok sayıda oyu iptal edilmesine rağmen, Konyalılar kendisini bağırlarına bastı ve 3 milletvekili çıkartacak sayıda oy alarak TBMM’ne girdi.
1970’de Milli Nizam Partisi ile başlayan Partileşme süreci daha sonra Milli Selamet Partisi, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi ile devam etti. MSP ile hükümetlere ortak oldu ve Başbakan Yardımcılığı yaptı. Koalisyon hükümetlerinde; “Önce ahlâk ve mâneviyat” bayrağı altında Kur’an Kursları ve İmam Hatip Okulları açtı. İmanlı bir gençlik yetiştirmek için ne gerekiyorsa yaptı. “Ağır Sanayi” hamlesi adı altında bütün yurdu fabrikalarla donattı. Faiz politikalarına son vermek için elinden gelen gayreti gösterdi. Kıbrıs çıkartmasının gerçek fatihi idi. Milletinin derdini dert edindi. Yaptığı bu faaliyetler dış güçler ile onların içerideki uzantılarını rahatsız etti. Partileri kapatıldı, darbelere maruz kaldı, hakkında davalar açıldı, hapishanelerde yattı, siyasi yasaklı hale getirildi, nice çileler çekti.
Ama o yılmadı, yıkılmadı, durmadı, bitti denilen yerde tekrar ayağa kalktı, davası uğruna canını ortaya koydu ve canla başla çalışmaya devam etti. Önüne konan her engeli aşmasını bildi ve 1996 yılında Başbakan oldu. Bir yıllık Başbakanlığı döneminde ülke ekonomisi %7,5 oranında büyümüş, Türkiye’nin GSMH’sı dünya toplamının binde 11 inden binde 12 sine yükselmiştir. Ayrıca kamu kuruluşları arasında havuz sistemi kurularak israfa ve faize son verilmiş, TC tarihinde ilk defa denk bütçe gerçekleştirilmiş, memur, işçi ve emekli maaşları o zamana kadar görülmemiş oranda arttırılmış, esnaf o dönemde altın yılını yaşamıştı. Diğer yandan Müslüman ülkelerden 8 tanesi bir araya getirilerek ABD nin dünya sömürüsüne son vermek için D8 oluşumu gerçekleştirilmiştir.
Bütün bu faaliyetler, sömürücü güçleri harekete geçirmeye yetip artmış ve tarihe Post Modern darbe olarak geçen 28 Şubat tezgâhlanmıştır. 28 Şubatçı darbecilerin başarıya ulaşması sonunda hükümet düşürülmüş, RP kapatılmış, Erbakan tekrar siyasi yasaklı hale getirilmiş, hakkında yine davalar açılmış ve böylece fiili olarak aktif siyasi hayatı sona ermişti.
Bütün ömrünü din, vatan ve milletine adayan, son nefesine kadar, “hayat iman ve cihaddır” düsturu üzere yaşayarak Mücahid sıfatını hak ederek alan Erbakan hocamız, 27 Şubat 2011 tarihinde Hak’kın Rahmetine kavuştu. 85 yıllık hayatında vazifesini hakkıyla yapan ve yüz akıyla Rabbine kavuşan Erbakan hocamızı, uğruna ömrünü verdiği milleti yalnız bırakmadı ve milyonların katıldığı cenaze töreninde tekbir sadaları ile Hakk’a uğurlandı.
Yüce Allah, kendisine Rahmetiyle, Mağfiretiyle muamele yapsın. Mekânı cennet olsun. Cenab-ı Hak onu bizlerle cennetinde kavuştursun İnşaallah… Hakk’a yürüyüşü kutlu, dünya hayatı bizlere örnek olsun. Milletimizin tekrar başı sağolsun. Mutlu yarınlar efendim.
--...




Mehmet Emin Parlaktürk
Ömer Lütfi ERSÖZ
Mustafa Balkan
Yücel Kemendi
Adem Seleş
Cemil Paslı
Aşık Ataroğlu
Cemaleddin Sancar
Kazım Öztürk
