Bugün; 09 Ekim 2026, Cuma
Ufuk Turu'nun 3. Oturumu da yapıldı
Tarih : 2013.05.17  23:40:43
10. Ufuk Turu Toplantıları bütün hızıyla devam ediyor. Cuma günü öğleden sonraki 3. oturumun konusu "Türkiye ve Bölgesel Dengeler" idi.

Konya Sivil Toplum Kuruluşlarınca düzenlenen ve 3 gündür  Alanya Bera Otel’de devam eden Ufuk Turu Toplantıları’nın 3. Oturumu, “Türkiye ve Bölgesel Dengeler” başlığı altında Doç. Dr. Mesut Özcan’ın başkanlığında gerçekleşti.

Oturumun ilk konuşmasını “Afrika ve Ortadoğu”  konu başlığı ile Doç. Dr. Ahmet Uysal yaptı. Ahmet Uysal konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

 “Bölgede köklü bir değişim yaşanıyor. Afrika ve Ortadoğu uzun süre Osmanlı ve İslâm dünyasının hakimiyetinde bulunmuş bölgelerdir. Ortadoğu deyince hemen İslam coğrafyası akla geliyor. Bu bölgelerde İslam’ın ve Batının bıraktığı miras var.

Amerika’nın keşfinden sonra gelen Batı hücumlarına karşı duramayan bu bölge  insanları, saldırılardan kendilerini koruması amacıyla Osmanlı’dan yardım istediler. Osmanlı bu bölgeye kendiliğinden değil, batı hücumlarını önlemek için çağrı üzerine girdi. Batılılar, saldırılarını yoğunlaştırdılar, haçlı seferlerine dönüştürdüler ve 1530 larda İslam dünyasının kalbi olan Mekke ve Medine’ye saldırdılar. Osmanlı bu bölgede hakimiyet kurunca, Şii- Sunni işbirliği ve dayanışmasını sağladı.  Böylece parçalama yerini toparlanmaya bıraktı.

Ama bugün, ne yazık ki tarih tekerrür ediyor ve İslam dünyası yeniden dağılma sürecine giriyor.  İran şiileri örgütlüyor. Irak ve Suriye’nin durumları malum. Bölgede her şeye rağmen Türkiye’ye karşı olumlu bir hava var. 15 yıl önce bu bölgelere gittiğimiz zaman bölge insanının, “Türkiye niye İsrail’e yardım ediyor?”  şeklinde tepkiler görüyorduk.  Şu anda o tepkiler yerini olumlu bir algıya bıraktı.

Rusya Türkiye’yi Kafkaslara sokmuyor.  Balkanlara yaklaşmasına AB izin vermiyor.  Ortadoğu ise bize bataklık olarak tanımlanıyor. ABD bize, “bu bataklığa siz girmeyin, oranın zenginlik kaynaklarını bize bırakın” diyor. Orayı kendisi için kebap bölgesi olarak görüyor.  

Ortadoğu ve Avrupa 100 yıl boyunca sömürge olarak yaşadı ve geriye ciddi bir bölünmüşlük bıraktı. İşgalciler, işgallerini sona erdirdikten sonra da yine istedikleri doğrultuda hareket edecek şekilde yönetimleri belirlediler, idarecileri şekillendirip gittiler.

Bugün ortaya çıkan Arap Baharı, işte bu yönetimlere karşı halkların ayaklanmasıdır. Arap halklarında ciddi bir gaz birikmesi, enerji  birikmesi  vardı ve bu gaz patlamaya başladı. Artık baraj patlamıştır.

Türkiye 2002 den itibaren bölgeyle daha yakından ilgilenmeye başladı. Türkiye’nin Filistin konusuna olan yakın ve sıcak ilgisi Arap halkları arasında çok olumlu görülüyor. Çünkü Filistin konusu bu bölgenin onur meselesi haline gelmiştir. Türkiye’nin İslam ile demokrasiyi beraberce yürütmesi  takdir görüyor.  

 Batı bu bölgeyi şekillendirmeye çalışıyor ama İsrail, Filistin devletinin tanınmasına engel olamıyor. Artık despot rejimlerin, sömürgecilerin işi zor. Suriye diktatörü giderse Irak’ta bizim aleyhimize olmaktan vazgeçer. Suriye halkı onur savaşı veriyor. Halklar özgürlüğün tadına vardı, sürünerek yaşamak istemiyor. Bundan sonra Amerikan hegemonyası zora girecektir. Gelecek için ümitvarız” dedi.

Daha sonra söz alan Doç. Dr. Turgut Demirtepe ‘Kafkaslar ve Türk Dünyası’ başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Demirtepe şunları söyledi:  

“Türkiye’nin, Türk dünyası ile olan ilgisi sadece Türk kimliği ile değil, Türkiye’nin ulusal çıkarları ile ilgilidir. Sovyetlerin dağılmasında Türkiye hazırlıksız yakalandı. ABD de hazırlıksız yakalandı. 1991 den önce Türkiye’nin bu bölge ile ilgili kimlik meselesi yoktu. Soğuk savaşın bitmesinden sonra  başlayan süreç ise tamamen Türkiye’nin ulusal çıkarları ile ilgilidir.  Rusya, Putin’le birlikte bölgeye yeniden geri dönmeye başladı. Batı’da bu bölgelerde kendi değerler sistemini yerleştirmesi halinde, bölgeye ancak hâkim olacağı düşüncesiyle hareket ediyor.  Türkiye açısından Kafkaslarda bardak boş değildir. Telafi edilmesi gereken şeyler vardır.

Türkiye’de 90 lı yıllar tamamen kaybedilmiş yıllardır. O yılarda bu bölgelere verebileceğimiz hiçbir şey yoktu ve bu bölge insanının beklentileri karşılanamadı. Arap Baharından sonra da, Türkiye Ortadoğu ile daha fazla ilgilendiği için bu bölgeler e ilgisi zayıfladı. Son yıllardaki gelişmeler olumlu. Ama olumsuz gelişmelerin de farkında olmamız gerekmekte.”

Son olarak söz alan Doç. Dr. Mehmet Şahin de “Doğudan Batıya İslam Dünyası” başlıklı sunumunda İslam dünyasının ciddi sorunları bulunduğunu belirtti.  19. yüzyıldan itibaren İslam dünyasının aksiyoner değil reaksiyoner bir  durumda olduğunu söyleyen Mehmet Şahin konuşmasına şöyle devam etti:

“İslam coğrafyası soğuk savaş döneminin yaşandığı bir coğrafyadır.  11 Eylül’le birlikte başlayan süreçte ise İslam coğrafyası tamamen hedefteki  bölge konumuna gelmiştir.  Arap baharıyla birlikte hedefteki coğrafya dönüşüm ve değişim sürecine giriyor. Bu coğrafyada yaklaşık 100 yıldır bastırılmaya çalışılan bir İslami damar olduğunu görüyoruz. Yeni Orta doğuda İslami bir ton siyasal alanı kaplamaya başlamıştır.

Arap Baharı, seküler sürecin dışa itilmesi süreci diye adlandırılabilir. Arap baharı ile birlikte İslami partiler iktidara geldiler ve İslam siyasal bir güç haline gelmeye başladı. Türkiye’de 94 yerel seçimlerinde İslami partinin güçlü ayak sesleri duyuldu. 95 genel seçimlerinde de 1. Parti konumuna geldi. Daha sonra 97 den itibaren yaşanan gelişmeler, İslamın siyasal gücünü ortadan kaldırmaya yönelikti. Arap Baharının İslami bir uyanış olarak ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Ayaklanan insanların talebi dini değil, ekonomik ve siyasal taleplerdir. Bu hareketler, bölgenin özelliği ve taşıdığı değerler itibariyle doğal olarak İslam’ı ön plana getirmektedir.

İran, Arap Baharını kendilerinin başlattığını, İran’da 1979 yılında meydana gelen halk hareketinin, bu ülkelerde 30 yıl sonra ortaya çıktığını belirtmektedir ama Suriye meselesine gelince, “bu, emperyalizmin oyunudur” diyerek, Suriye halkının karşısında, diktatör Esed iktidarının yanında yer alıyorlar. İran’ın, seküler hatta ateist bir sistemin temsilcileri olan Suriye rejimini desteklemesi çok ilginçtir.

Ortadoğu’da İslami bir yapının ortaya çıkması, o bölgenin parçalanması anlamına gelebilir. Çünkü o bölgede her ülke kendine uygun bir yönetim tarzı oluşturmak istemektedir.   İran, şii bir yönetim tarzı, Suudi Arabistan vahhabi anlayışlı bir yönetim tarzı, Türkiye de, Sunni ağırlıklı bir yönetim tarzı oluşmasını istemektedir. Bu da bölgenin parçalanma sürecini başlatabilir.”

Mehmet Şahin bir soru üzerine, İsrail – Filistin konusunda bir barışın olmayacağını düşündüğünü söyledi.

Ufuk Turu Toplantıları  18 Mayıs Cumartesi günü saat 10’da yapılacak olan 4. Oturum ile devam edecek. 4. Oturumun konusu “Türkiye’de Siyasal Tartışmalar” olacaktır.  

Bu haber toplam 1035 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
GÜNCEL

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi