Bugün; 16 Ağustos 2018, Perşembe
Başlamadan Başkanlık Sisteminden Geri Dönmek?
Tarih : 2018.06.11  15:40:41
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün, "Başlamadan Başkanlık Sisteminden Geri Dönmek" konulu değerlendirmesini sunuyoruz.

Türkiye 24 Haziran’da tarihinin 32. Genel ve ilk başkanlık sistemi seçimlerine gidiyor. Başta AK Parti olmak üzere, Cumhur ittifakı, halk oylaması ile kabul edilen Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi içerisinde sorunlara nasıl çözüm bulabileceğine dair vaatlerini ortaya koyarken, Millet İttifakı içerisindeki partilerin en önemli vaatlerinden biri parlamenter sistemi geri getirmek. Seçimlerden sonra, eğer kazanırlarsa, yapılandırılmış bir zaman içerisinde hızla parlamenter sisteme dönüş için görüşmeler yapıyorlar.

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kudret BÜLBÜL’ün konuyla ilgili değerlendirmesini sunuyoruz.

  Muhalefet partileri ne kadar karşı olurlarsa olsunlar, Başkanlık sistemi ya da Türkiye’deki ismiyle Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi halkoylaması ile kabul edilmiş durumdadır. Yeni sistem 24 Haziran’da tam olarak uygulamaya geçecektir. Muhalefetin yeni sistemi daha hiç denemeden, milletimizin karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm üretip üretemeyeceğini test etmeden kategorik olarak reddetmesi akılla açıklanabilir bir durum değildir. Üstelik geri getirilmek istenen sistem Türkiye’de yaklaşık 140 yıldır uygulanan ve sürekli çok yönlü sorunlar üreten bir sistem ise..

Kuşkusuz parlamenter sistemin iyi uygulandığı ülkeler de söz konusudur. Ama Türkiye tarihi açısından bakıldığında, parlamenter sistemin ürettiği krizler, ülkenin yönetilemez hale gelmesi, iç ve dış vesayet odaklarına sürekli kapı aralaması daha hafızalarda çok tazedir. (Bu konuda daha önce yazdığım, internette de bulunan “Cumhurbaşkanlığı Sistemi, Nedenler, Tespitler Beklentiler” isimli çalışmama bakılabilir.)

1961 Anayasası ile kurumsallaşan, hiçbir şekilde milletin temsilcileri tarafından denetlenmeyen askeri ve yargısal vesayetin yol açtığı sorunlar çok iyi bilinmektedir. İdam edilen Başbakan ve bakanlar, tehdit edilen siyasetçiler, Meclis’in kuşatılarak Cumhurbaşkanı seçilmesi gibi yaşadığımız acı örneklerin sızısı henüz dinmiş değildir.

Gerek seçim sistemi, gerekse vesayet odaklarının sürekli müdahalesi ile kronik hale gelen siyasal sistem krizleri, koalisyonlar, kısa süreli hükümetler ile ülkenin nasıl uçuruma sürüklendiği de unutulmuş değildir.

1961 Anayasası ile getirilen ve yapısı, işleyişi içerisinde milletin temsilcilerinin hiçbir şekilde etkili olamadığı yargı bürokrasisinin bıraktığı tortu daha ortadadır. Darbelerin, askeri müdahalelerin meşruiyet aracı işlevi gören, hayata ve dış dünyaya sırtını dönmüş, kapalı devre bir sistemle çalışan üst düzey yargı bürokrasisi, ülkenin olağan gelişiminin, demokratikleşmesinin ve daha fazla özgürleşmesinin önünde adeta set olmuştur.

Yapısı gereği zaten statükocu olan bürokrasimiz, sıklıkla değişen siyasal iktidarlar ve koalisyonlar nedeni ile daha da inisiyatif alamaz hale gelmiştir. Çok kısa bir süre sonra değişeceğinden, gelecek yeni iktidarın kendisi ile çalışıp çalışmayacağından emin olmayıp, yaptıklarından da hesaba çekileceği endişesini taşıyan bir bürokratın inisiyatif almasının nasıl bir rasyonalitesi olabilir?

Türkiye’nin kendi arzuları doğrultusunda hareket etmemesi durumunda, dış vesayet unsurlarının, küresel aktörlerin iç vesayet unsurları üzerinden, ekonomik müdahalelerle ya da terörü tırmandırarak sistem içi dengelerle oynamalarının etkisi de daha henüz tam olarak ortadan kalkmış değildir.

Yaşanan onca sıkıntıları ve sistemik sorunları, AK Partili yıllar unutturmuş görünmektedir. 2000’li yıllardan sonra 4 dönem devam eden AK partili tek başına iktidar yılları yanıltıcı olmasın. Bu durum sistemin ürettiği bir durum değil, istisnai bir durumdur.

İslam dünyası da dahil olmak üzere Batı dışı toplumların iki temel sorunu, milletin tercihlerinin siyasete yeterince yansımaması, iktidara gelindikten sonra demokratik bir değişimin sağlanamamasıdır.

Türkiye’de kabul edilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile, Cumhurbaşkanı seçilebilmek için adaylardan biri en az %50+1 oy almak, dolayısı ile artık doğrudan halka dayanmak zorundadır. Yeni durumun zorluğunu gören, Başkanlık sistemine destek verenlerden bazıları “acaba doğru mu yaptık” endişelerini de dile getirmektedirler. Önceden başkalarına gerek duymaksızın, kendi tabanlarının oyu ile iktidar olabildiklerini düşünmektedirler.

Bu bakış Tayyip Erdoğan’ın zımnen hep iktidar olacağına dayanan bir bakış açısıdır. Parlamenter sistem Tayyip Erdoğan gibi çok güçlü liderlerin olduğu dönemlerde sorun üretmeyebilir. Ama siyasal tarihimize bakıldığında bir partinin sürekli seçimi kazanması durumu çok istisnai bir durumdur, Tayyip Erdoğan’ın kişisel başarısıdır. Bu nedenle Erdoğan sonrasını düşünmek gerekir.

İktidar Partisi açısından bakıldığında, sadece kendi tabanı ile seçimleri zorlanmadan kazandığı, seçilmek için bir süre sınırının olmadığı Parlamenter sistem daha rahat bir sistem olarak görülebilir. İstikrarın daha kalıcı olması, vesayet odaklarının değil, milletin tercihlerinin siyasal iktidara daha fazla yansıması, çok zor bir coğrafyada olan Türkiye’nin daha rahat yönetilebilir olması, sistem içi demokratik değişim ve dönüşümlerin daha rahat yapılabilmesi açısından ise siyasal sistemin değiştirilmesi Türkiye için zorunluluktu.

Bu çerçevede AK Parti kendisi için zor ama doğru olanı yaptı. Yapılan değişikliklerle Türkiye’de Siyasetin efendisi artık millettir. Milletten yetki almayan iç ve dış vesayet odaklarının siyasal sisteme müdahale imkanları son derece zayıflamıştır. Siyasal sistemden kaynaklanan yapısal sorunlar büyük oranda çözülmüştür. Bundan sonra karşılaşacağımız sorunlar sistemik sorunlar değil, uygulamadan kaynaklanan sorunlar olabilir.

Bu nedenle muhalefetten beklenen, yeni sistem daha tam olarak icraata geçmeden, denenmeden geçmişin işlemeyen sistemini geri getirme çabası değil, uygulamaya dair olası sorunlar konusunda uyarmak ve çözüm üretmektir.

Muhalefet partileri henüz farkında olmasa da, yeni siyasal sistem en azından söylem bazında bile olsa onları da değiştirmektedir. Millete tepeden bakan, ona yaşam biçimi dayatan, sürekli vatandaşın giyimi kuşamı ile uğraşan Partilerin bu gün, millete, yaşattıkları acıları değil, daha pozitif vaatlerde bulunmalarının temel nedenlerden biri değişen siyasal sistemdir. Değişen siyasal sistemin daha şimdiden seçim sürecine yansımalarını ise haftaya analiz edelim.

 

Bu haber toplam 302 defa okunmuştur
Haberi Paylaş :
GÜNCEL

YAZARLAR
HAVA DURUMU

NAMAZ VAKİTLERİ


EN ÇOK OKUNANLAR
FACEBOOK
ANKET
Yeni Arayüzümüzü Beğendiniz mi ?
Evet
Hayır
  
FOTO GALERİ
VİDEOLAR
Copyright © Doğruses - Konya haberleri   |
|
Sitemizdeki yazı , resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım ve Yazılım : Genç Online Türkiye'nin En iyi 1 oyunlar1 sitesi